Bolum 50
BÖLÜM 50 Carl bir şey hissetmiş gibi arkasına döndü. Karşısında duran kişi ta kendisiydi. Aralarındaki tek fark gözlerdi. Siyahın içinde kan kırmızı göz bebeği. Bu iki göz Carl’a sanki ona bir mızrak saplıyormuş gibi bakıyordu. İkisi de kılıçlarını aynı anda çektiler. -Naber? -... -Dışarıdan bakınca da baya karizmatikmişim he. -.... -Tamam bay ciddiyet başlayalım. -“Kesinlikle sıçtım.” Carl bir anda şaşırmış gibi arkasına baktı. Normalde kanatlarının olduğu yerde hiçbir şey yoktu. -“Ne hoş! Burada yetenekler geçmiyor.” Carl olduğu yerde kayboldu ve aniden iki kılıcını tepeden klonuna doğru indirmiş bir şekilde belirdi. Klon sağ kılıcı ile iki kılıcı da bloklamıştı. -“Hassiktir! Karşımdaki oburluk halindeki kendim olduğu için aşırı güçlü.” Carl tam geri doğru atladı derken bir anda Carl’ın arkasında arkası dönük bir şekilde klonu belirdi. Carl dehşet içinde arkasına doğru gözlerini çevirdi. Carl’ın kafası vücudundan çoktan ayrılmıştı bile. Carl’ın gözleri kapandı. -“Kendi sonum oldum demek…” Carl’ın gözleri tekrardan açıldı, kan ter içinde kalmıştı bütün vücudu. Başladığı yere tekrar dönmüştü, karşısında ise klonu vardı. -Sikerler böyle işi he! Hem benden aşırı güçlü hem de her öldüğümde tekrar mı dirileceğim? Hassiktir ordan! Carl kılıçlarına baktı, gülümsedi, sesli bir şekilde gülmeye başladı. Klonu ise hiçbir şey yapmadan sadece Carl’a bakıyordu. Gülmeyi bırakınca Carl savaş pozisyonuna geçti. -Tek yapmam gereken kendi sınırlarımı aşmak! Bundan sonra ilk bir saat içinde Carl sadece saldırdı, öldü. Saldırdı, öldü. Tekrar saldırdı, öldü derken tam elli kez öldü. yavaş yavaş dayanma süresi artıyor fakat yenme olasılığı… Sanki sürekli sıfır gibiydi. Bir saat oldu size bir gün yani yirmi üç saat daha aynı ölümler, bin dört kez daha ölmüştü Carl. Toplamda bin elli dört kez ölmesine rağmen gözlerindeki ateş hiçbir zaman ölmedi, her öldüğünde bir sonraki savaş süresini uzatıyordu. -“Her doğdumda fiziksel yorgunluğum yok oluyor fakat zihinsel yorgunluğum… Çok yoruldum, anlatamayacağım kadar yoruldum. Yaptıklarım o kadar manasız geliyor ki sanki dünyanın en güzel şarkısını hiç duymayan birine dinletiyormuşum gibi. O kadar imkansız ki sanki hiç görmeyen birine gökkuşağını anlatmak gibi.” Karşısında duran kendisine baktı ve derin bir iç çekti. -“Beş yüzüncü ölümümden sonra saymayı da bıraktım. Artık ne yaptığımı da bilmiyorum. Vücudum savaşmak istemiyor. Arada gerçekten ölsem diye düşündüğüm bile oluyor artık. Ahh… Gerçekten tükendim.” Carl kendi yüzüne bir tokat attı ve kılıçlarını çekti. -Salakça düşüncelere lüzum yok. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama kazanacağım. Carl bunu dedikten sonra bir kırk sekiz saat daha böyle geçti. Artık sadece dayanmak gibi değil karşılıklı bir savaş söz konusuydu. Carl bin dokuz yüz kez ölmüştü… Gözleri ise bir defa bile ölmedi. Son savaşında beş dakika savaşmıştı Carl. Üstünden bir yirmi dört saat daha geçti, yüz defa daha ölmüştü Carl. İki bininci ölümünden dirildi, yüzünde oldukça hırslı ve tatmin olmuş bir ifade vardı. Vücudunun belden yukarısı aşağı doğru eğildi, bacaklarının aralığı omuz hizasını geçti, kollarını tamamen yerçekimine saldı. Sadece deli gibi bir gülümseme ile Klonuna bakıyordu. -Ahhh… Anlıyorum! Her şey artık çok açık. Bu sefer zafer benim olacak. Carl bir dal parçası gibi olduğu yerde sallanmaya başladı. -Bitirelim şu işi! Carl aniden yok oldu ve klonun arkasından iki kılıcı ile paralel bir saldırı yaptı. Klon saldırıyı iki kılıcıyla engelledi fakat Carl saldırmayı hiç bırakmıyordu. Klonun etrafında dans edercesine saldırıyordu. Klon engellemekten başka bir şey yapamaz bir haldeydi. Carl bu saldırılarını iki dakika boyunca sürdürdü. Klon iki dakikanın sonunda Carl’ın kılıç darbelerinden birini göğsüne çaprazdan aldı. Klonun göğsünde sağdan sola doğru inen çapraz bir yara vardı. Carl bu boşluktan yararlanmak isteyip iki kılıcını tepeye doğru kaldırdı ve dikey bir şekilde geriye doğru atlamış açık hedef olan Klonuna doğru indirdi. Kılıç tam klona çarpacakken klon aniden kayboldu, Carl saldırısını aşağı doğru yapıyordu fakat belini bükerek iki kılıcın saldırısını aşağıya doğru değilde sol çaprazına doğru götürdü ve saldırıyı sağ bacağını, sola doğru dönerken arkasına attı. Bu şekilde aşağı doğru dikey inen saldırı bir anda iki paralel kılıcın, yatay bir şekilde, yüz seksen derecelik bir dönüş ile desteklenmiş bir saldırıya dönüştü. -Yemezler! Carl’ın tahminindeki gibi klon bilerek açık vererek Carl’ı pusuya düşürmeyi planlamıştı fakat Carl bir adım daha öndeydi. Kılıçları klonu üç parçaya böldü ve klon tamamen yok oldu. Carl’ın elindeki kılıçlar düştü, bedeni de kılıçlarını takip etti. Yere yüz üstü düşen Carl gülümsüyordu. -Sonunda bitti. Carl o şekilde uzanırken karşısında bir hareketlenme gördü. Sanki bir şey yeniden doğuyordu. -Hassiktir… Karşısında kendi klonu tekrar belirdi, Carl direkt savaş pozisyonuna geçti. Zar zor nefes alıyor, kolları ve bacakları titriyordu yorgunluktan. Karşısında duran klon yere doğru oturdu ve bağdaş kurdu. -Otursana. -Dilin varmış demek. -Yorgunsun otur öyle konuşalım. Carl yargılayıcı gözlerle emin olmayarak da olsa oturdu. -Endişelenme kazandın, bitti. -Ne yaparsın insan bir kişi tarafından binden fazla kez öldürülünce elde olmuyor endişe etmek. -Bir kişi, sensin. Ayrıca iki bin. Carl derin bir iç çekti. -Açıklama yaparsın diye düşünüyorum. Klon sadece ifadesiz bir şekilde duruyordu. -Durum göründüğü gibi ben senin oburluğunun son raddesiyim. İsmim Beelzebub. -İyimiş. Peki bu benim işime nasıl yarayacak? -O zindanda geçirdiğin süre vardıya bana ulaşabilmek için. -Evet? -İstediğin zaman bana ulaşabileceksin artık. Carl ellerini birleştirdi, gülümsedi. -Ne yani beni ele mi geçereceksin? -Seni ele geçirmeme ihtiyaç yok Carl. Ben zaten senin bir parçanım. -O deli canavar mı? -Evet, o kadar şaşırtıcı olmamalı Carl. Senin içindeki kötülüğün haddi hesabı yok. Sadece sen onları çok iyi kontrol ediyorsun diye varlıklarını silemezsin. -Her insanın içinde kötülük vardır. -Evet her insanın içinde kötülük vardır fakat miktarları aynı değildir. -Bana kötü biri mi diyorsun? -Aslında ben sana bunu demiyorum, bunu sen de biliyorsun. Sonuçta ben senim. Evet insan olarak kötü olmayabilirsin fakat için… İşte orada gerçek bir felaket yatıyor. İnsan kötü bir hayvandır, iyi insanlar ya bunun farkında olmayan cahil aptallardır ya da bunun farkında olan lanetli insanlardır. Bu lanetliler zincirlemeyi bilmiyorlarsa o dışarda gördüğün orosbu çocukları olurlar ama dizginlemeyi biliyorlarsalar… Daha beteri olurlar. Kötülük iyilikten daha güçlüdür sadece kullananı kör ettiği için zayıflık sanılır. Eğer ki kötülüğü kullanmayı biliyorsan felaketin ta kendisi olursun. Carl gülümsedi. -Amma bilgeymişsin sen de he. -Bilge olan ben değilim, biziz. Carl kafasını sağa çevirdi, sanki ona bunun gerçek olmadığını söyleyecek birini arıyormuş gibi baktı. -Biz demek he… -Fakat sen bunlar içinde bile özelsin. Carl meraklı gözlerle Beelzebub’a döndü. -Ne demek istiyorsun? -Senin kötülük seviyenle iyilik seviyen resmen eşit. Kötü olduğun kadar iyi bir insansın. Bu daha tehlikeli. İyi insanlar saftır o yüzden kaybederler. Sen iyi bir insansın fakat saf değilsin. İyilik anca kötülük yapabilmesine rağmen yapmıyorsa iyiliktir. Yalan söyleyemen bir insanın dürüstlüğünden ne anlarsın ki? Asıl mesele en iyi yalancının aşırı dürüst olmasıdır. Sen öylesin işte. Beelzebub konuşmanın başından beri sakin ve düz bir tonla konuşuyordu. Durgun bir su gibi kendinden emindi. Carl kısa bir süre sadece Beelzebub’a baktıktan sonra merakla bir soru sordu. -Peki ne istiyorsun benden? Beelzebub ilk kez bir duygu gösterdi ve gülümsedi. -Şimdilik hiçbir şey. -Yalanını sikeyim. Anlaşma gibi bir şey mi istiyorsun? -Dediğim gibi anlaşmalık bir şey yok ortada ben zaten senim ve istediğin zaman kullanabileceğin ki zaten kullandığın bir senim. -Zaten? -Sadece bu kadar güçlü olmadığım için fark etmiyordun. Benim amacım ne sana engel olmak, ne sana yardım etmek. Ben sadece doymak istiyorum. Carl gülümsedi. -O biraz imkansız Beelzebub. -Tamamen doymam imkansız ama beni iyi besleyeceğin aşikar. Çünkü bu güce ihtiyacın var. Carl büyük bir ciddiyetle Beelzebub’a doğru eğildi. -Sen kontrolü ele aldığın zaman kendimi kaybedeceğim de aşikar. -Dışarıdan öyle gözükeceksin ama unuttuğun bir şey var. Kontrol her zaman sende. -Yani diyorsun ki seni saldığım gibi zincirleyedebilirim. -Tam olarak öyle. -Yalan söylemediğini nereden bileceğim. Beelzebub ayağa kalktı. -Carl yapma ama, İkimiz de biliyoruz yalan söylemek için bir sebebimin olmadığını. Carl da ayağa kalktı. -Oburluksun sen, kendini doyurmak için niye yalan söylemeyesin? Beelzebub yavaşça Carl’ın yanına doğru yürüdü. -Çünkü ben, senim. -Memnun oldum ben. Beelzebub geri çekildi, ellerini belinde birleştirdi. -Neyse artık zaten her zaman içinde olacağım. Bol bol vaktimiz var. -Fazla erotik konuşmuyor musun? -Şakayı bırak Carl. Artık sürekli benimle konuşabileceksin. Neyse şimdilik benden bu kadar. Tekrar görüşmemiz uzun sürmez zaten. Dedikten sonra Beelzebub Etraftaki bütün karanlık alanla birlikte Carl’ın içine bir süpürgeyle çekilirmiş gibi çekildi. BÖLÜM BİTER…