1.1 Bir bebek annesinin sıcak kollarında, kömür gibi gözlerini açtı dünyaya. Annesi ağlıyordu fakat bunlar üzüntüden akan gözyaşları değil, bilakis sevinç gözyaşlarıydı bunlar! Annesi, babasına döndü ve merakla devam etti. -Hayatım, çocuğumuzun ismi ne olsun? Babası soru karşısında duraksadı ve derin derin düşündü. Bir anda gözlerinde bir yıldızın ışıltısı belirdi ve büyük bir heyecanla devam etti. -CARL! Annesi meraklandı. -Neden Carl? Babası bu soruya göğsünü gururla kabartarak cevap verdi. -Paşa gönlüm öyle istedi! Annesi böyle fevri bir cevap duyunca adeta buz kesildi ve umutsuz gözlerle kocasına bakarak düşündü. -“Tanrım, bu adamla evlenirken kafam neredeydi?” Hemen sonrasında bebek aniden ağlamayı bıraktı ve gözü yavaş yavaş kapanmaya başladı. Gözünün kapandığını fark eden annesiyle babası panikle Carl’a seslenmeye çalıştılar. Fakat nafile, Carl’ın gözleri çoktan kapanmıştı. Carl bir rüya görüyordu. Bu rüyada eve girer girmez annesiyle babasına seslendi. -Anne, baba ben geldim! Carl sonrasında gözlerini açtı. Gözünün açıldığını gören karı koca derin bir iç çektiler. Bu rahatlamanın üstüne Carl’dan bir şok dalgası daha geldi. -Anne, baba ben geldim! Karı koca adeta hayalet görmüş gibi, yüzleri bembeyaz kesildi. Annesi titreyerek ve yüzünde zorla bir gülümseme ile kocasına döndü. -H-h-hayatım, az önce Carl k-konuştumu?!?!? Baba, tekrardan ağlamaya başlamış olan Carl’a döndü ve güldü. -Hahahahaha! Oğlumuz zeka konusunda bana çekmiş! -Hayatım, şakanın sırası mı şimdi? — Küçük bir çocuk, yüzündeki heyecanlı gülümsemesi ile dışarıdan görünüşünün sıcaklığını anlatmaya yettiği bir eve koşuyordu. Etrafı ağaçlarla kaplı olan bu tek katlı evin kırsal bir alanda olduğu da belliydi. Küçük çocuk sanki koçbaşı gibi kapıyı açtı ve içeri daldı. Arkasından da sıcak rüzgâr eşlik etti. Çocuk heyecanla ailesine seslendi. -Anne, baba ben geldim! Annesi mutfak önlüğü ile çocuğu karşıladı ve ev kadar sıcak bir gülümseme ile seslendi. -Hoşgeldin Carl. Evet, içeri giren kişi Carl Yangin’di. Kanepede oturan babası yavaşça elindeki kitabı kapattı, masaya koydu. Gülerek Carl’a döndü. -Oğlum, geldim demenin ne manası var? Heyecanın senden önce geldi zaten! Gerçekten de babasının dediği gibi Carl’ın bütün atmosferi heyecanını yayıyordu. -Bugün büyük gün! Bunu duyan babası panikle yerinden fırladı. -Milli mi olacaksın bugün!?!? Annesi hışımla babasının kafasına sağlam bir yumruk geçirdi. -DAİKİ!! Çocukla öyle konuşulur mu? -Sakin ol, Yua! -Milli mi? O ne? -Boşver, oğlum. -“O kadarını bilmeyecek kadar cahil değilim ama neyse.” Daiki hâlâ Yua’nın elinden kurtulamamışken Yua Carla döndü. -Biliyoruz oğlum, sen babana aldanma, bugün senin onuncu yaş günün. -Evet, evet! Senin test günün! Bak Yua, hatırlıyorum. Bırak beni artık. -Anne, galiba babamın kafatasını parçalayacaksın. Bunu duyan Daiki, durumunu unutarak kendinden emin bir şekilde Carl’a döndü. -Oğlum, sen babanı bir kadından dayak yiyecek adam mı sandın, he? Bunun üstüne Yua kafasını daha çok sıkarak, korkunç bir gülümseme ile Daiki’ye döndü. -Efendim? -AHHHHHHHHHHH!!!!!!!!! CARL, YARDIM ET!!! Carl bu çağrıya çaresiz ve umutsuz bir şekilde sadece asker selamı vererek cevap verdi. -“Yasını uzun süre tutacağım, baba.” Daiki çaresizliğin pençesine düşmüş bir şekilde, gözyaşları ile Carl’a baktı. -Carl, günlüğümü yok etmeyi unutma! — Yaşanan trajediden bir saat sonra Yangin ailesi lonca kapısının önünde bekliyorlardı. İki buçuk metre uzunluğunda olup rahat bir şekilde beş kişinin geçebileceği bir genişliğe sahip olan kapı, kudretiyle insanın tüylerini diken diken ediyordu. Yua ile Daiki, Carl’ın ifadesiz duruşuna karşı meraklanırlar. -Az önceki heyecanından eser kalmadı? -La bebe, korktun mu yoksa? Bu sözün üstüne Yua, iblis maskesi takmış gibi bir görüntü ile Daiki’ye baktı. Daiki, şeytan dönmüşe döndü. -Şakaydı, sadece… Carl ailesine karşı samimi bir gülüş takındı ve durgun bir su kadar sakin ses tonuyla cevap verdi. -Açıkçası çok heyecanlıyım ama bunu aşırı derecede belli edip sanki şımarık bir çocukmuş gibi görünmek istemiyorum. Carl’ın bu sözleri üzerine Daiki ile Yua şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Ufak bir göz temasından sonra Carla döndüler. -Carl, hiçbir zaman yaşıtların gibi düşünmüyorsun. Seninle konuşurken bir çocukla değil, yirmilerine gelmiş bir adamla konuşuyormuş gibi hissediyorum. Aslında sadece ben değil, akranların da böyle hissediyordur kesin. Sonuçta dışa dönük bir insan olmana rağmen akranlarına anlaşamazsın. -Bizim velet büyümüş de küçülmüş. -Hayatım… Carl’ın yüzündeki o sıcak gülümseme kaybolur; onun yerine endişeli bir ifade belirir: -“Ayrıca bu yer bana hiç hayra alamet gelmiyor. Daha dün…” —Dün— Carl çok manidar bir yer olan klozette oturuyordu. Bir anda gözleri kapanır. Bir iki dakika sonrasında gözleri tekrar açıldı. —Günümüz— Carl düşünceli bir şekilde loncaya bakıyordu. -“O gördüğüm rüyada buraya geliyordum ve sonrasında annem ve babamla aram bozuluyordu. O an sadece fazla heyecanlandığım için bilinçaltım benimle oynuyor diye düşünmüştüm ama şu anda içimde bulunan bu, kalbimi sıkıştıran şey ne peki?” Yangin ailesi loncaya girdiler ardından lonca görevlisinin yanına gittiler. -Merhabalar, loncamıza hoş geldiniz. Benim adım Asteria. Size nasıl yardımcı olabilirim? -Oğlumuz on yaşına bastı! Hangi türe yönelimi var, onu öğrenmek istiyoruz. -“Kayıt olan benim fakat babam benden heyecanlı. Sonuçta o da bir maceracı ki annemle de macerada tanışmışlar.” — Test odasına geldiler. Odaya bakacak olursak, güneş ışığından yoksun,bir o kadar da ışıklandırmadan yoksundu. Odanın ortasındaki masanın üstünde duran küre ve ona arkasından eşlik eden beş tane flama vardı. Asteria eliyle küreyi işaret etti. -Lütfen elinizi şurada duran küreye yaklaştırın. Carl elini küreye götürdü fakat tam yaklaşamadan Carl’ın gözleri kapanmaya, vücudu öne doğru düşmeye başladı. Gözü tamamen kapanmaya doğru, onu tutmak için atılan babasının silüetini gördü. -“Yine mi?” Carl bir rüya görüyordu. Yua ve Daiki, hayal kırıklığına uğramış gözlerle Carl’a bakıyorlardı. -Gerçekten sana inanamıyorum, Carl, resmen hayal kırıklığına uğradım. -Ben de seni kendime benzetmiştim, meğersem fıs çıktın. -Sırf bir tür yüzünden… Carl babasının kucağında uyandı. Daiki ve Yua endişe içinde Carl’a bakıyorlardı. -Oğlum, ne oldu? -Bir şey değil, baba. Sadece bir an içim geçti. Carl küreye elini yaklaştırdı, yaklaştırır yaklaştırmaz küre bir güneş gibi o kapkaranlık odayı ışığa boğdu. Ancak bu ışıltı uzun sürmedi ve küre söndü. Sönmesiyle birlikte savaşçı flaması parıldamaya başladı. Savaşçı flamasının yanması üzerine Daiki ve Yua, kelimenin tam anlamıyla dehşete kapıldılar. İkisi de aynı anda Asteria’ya döndüler, ikisi birden bağırdılar. - Bizimle dalga mı geçiyorsunuz?!?! Asteria, profesyonelliğinden ödün vermeden başını hafif öne eğdi. -Efendim, oğlunuz savaşçı olarak seçildi; tebrik ederim. Yua kısık bir sesle mırıldandı. -Tebrik mi? Cidden mi? Carl bu olayın üstüne hiçbir tepki vermeden, ifadesiz bir şekilde duruyordu. -“Hmm, şöyle bakınca durumum pek iyi durmuyor gibi… Normal, sonuçta savaşçı çıkması büyük sürpriz. Sadece büyük değil aynı zamanda sıkıntılı. Babam anlatırken beş çeşit türün olduğunu söylemişti. İyiden kötüye: Çağrıcı, büyücü, şifacı, nişancı ve savaşçı diye gidiyor. Bu türler insanlarda on yaşındayken kendiliğinden beliriyor. Sıralama yapmış olsam da savaşçı baya bir farklı kalıyor. Beş tane olasılık var ama yüzde yirmi şeklinde bölünmüyor. Yüzde yirmi dört virgül doksan dokuz diğer dördü, savaşçı ise yüzde sıfır virgül sıfır dört ihtimal. Lanet desek yeridir.” Carl kendi kendine sırıttı. -“ Ben de bu laneti tutturdum tabii. Bravo bana.” BÖLÜM BİTER…

Anne: DAİKİ!! Çocukla öyle konuşulur mu?!?! Daiki: Sakin ol, Yua! Carl: Milli mi? O ne? Daiki: Boşver, oğlum. Carl: “O kadarını bilmeyecek kadar cahil değilim ama neyse.” Daiki hâlâ Yua’nın elinden kurtulamamışken Yua Carla döner: Yua: Biliyoruz, oğlum; sen babana aldanma, bugün senin 10. yaş günün. Daiki: Evet, evet! Senin test günün! Bak Yua, hatırlıyorum; bırak beni artık. Carl: Anne, galiba babamın kafatasını parçalayacaksın. Bunu duyan Daiki, durumunu unutarak kendinden emin bir şekilde: -Oğlum, sen babanı bir kadından dayak yiyecek adam mı sandın, he? Bunun üstüne Yua kafasını daha çok sıkarak, korkunç bir gülümseme ile Daiki’ye döner: Yua: Efendim? Daiki: AHHHHHHHHHHH!!!!!!!!! CARL, YARDIM ET!!! Carl bu çağrıya çaresiz ve umutsuz bir şekilde sadece asker selamı vererek cevap verir: -“Yasını uzun süre tutacağım, baba.” Daiki çaresizliğin pençesine düşmüş bir şekilde, gözyaşları ile Carla: -Carl, günlüğümü yok etmeyi unutma! 1.3 Yaşanan trajediden bir saat sonra Yangin ailesi lonca kapısının önünde bekliyorlar. 2,5 metre uzunluğunda olup rahat bir şekilde beş kişinin geçebileceği bir genişliğe sahip olan kapı, kudretiyle insanın tüylerini diken diken ediyordu. Yua ile Daiki, Carl’ın ifadesiz duruşuna karşı meraklanırlar. Yua: Az önceki heyecanından eser kalmadı, Carl? Daiki: La bebe, korktun mu yoksa? Bu sözün üstüne Yua, iblis maskesi takmış gibi bir görüntü ile Daiki’ye bakar. Daiki, şeytan dönmüşe döner: -Şakaydı, sadece… Carl ailesine karşı samimi bir gülüş takınır ve durgun bir su kadar sakin ses tonuyla: -Açıkçası çok heyecanlıyım ama bunu aşırı derecede belli edip sanki şımarık bir çocukmuş gibi görünmek istemiyorum. Carl’ın bu sözleri üzerine Daiki ile Yua şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. Ufak bir göz temasından sonra Carla dönerler: Yua: Carl, hiçbir zaman yaşıtların gibi düşünmüyorsun. Seninle konuşurken bir çocukla değil, 20’lerine gelmiş bir adamla konuşuyormuş gibi hissediyorum. Aslında sadece ben değil, akranlarında da böyle hissediyordur kesin. Sonuçta dışa dönük bir insan olmana rağmen akranlarına anlaşamazsın. Daiki: Bizim velet büyümüş de küçülmüş. Yua: Hayatım… Carl’ın yüzündeki o sıcak gülümseme kaybolur; onun yerine endişeli bir ifade belirir: -“Ayrıca bu yer bana hiç hayra alamet gelmiyor. Daha dün…” —dün— Carl çok manidar bir yer olan klozette oturuyor. Bir anda gözleri kapanır. 1–2 dakika sonrasında gözleri tekrar açılır. —günümüz— Carl düşünceli bir şekilde loncaya bakıyor: -“O gördüğüm rüyada buraya geliyordum ve sonrasında annem ve babamla aram bozuluyordu. O an sadece fazla heyecanlandığım için bilinçaltım benimle oynuyor diye düşünmüştüm ama şu anda içimde bulunan bu, kalbimi sıkıştıran şey ne peki?” Yangin ailesi loncaya girerler, ardından lonca görevlisinin yanına giderler: Asteria: Merhabalar, loncamıza hoş geldiniz. Benim adım Asteria. Size nasıl yardımcı olabilirim? Daiki: Oğlumuz on yaşına bastı! Hangi türe yönelimi var, onu öğrenmek istiyoruz. Carl: “Kayıt olan benim fakat babam benden heyecanlı; sonuçta o da bir maceracı ki annemle de macerada tanışmışlar.” 1.4 Test odasına gelirler. Odaya bakacak olursak, güneş ışığından yoksun, o kadar da ışıklandırmadan yoksun olduğunu kolayca anlayabiliriz. Odanın ortasındaki masanın üstünde duran küre ve ona arkasından eşlik eden beş tane flama var. Asteria: Lütfen elinizi şurada duran küreye yaklaştırın. Carl elini küreye götürür fakat tam yaklaşamadan Carl’ın gözleri kapanmaya, vücudu öne doğru düşmeye başlar. Gözü tamamen kapanmaya doğru, onu tutmak için atılan babasının silüetini görür. -“Yine mi?” Carl bir rüya görüyor. Yua ve Daiki, hayal kırıklığına uğramış gözlerle Carla bakıyorlar. Yua: Gerçekten sana inanamıyorum, Carl, resmen hayal kırıklığına uğradım. Daiki: Bende seni kendime benzetmiştim, meğersem fıs çıktın. Carl: Sırf bir tür yüzünden… Carl babasının kucağında uyanır. Daiki ve Yua endişe içinde Carla bakıyorlar. Daiki: Olum, ne oldu? Carl: Bir şey değil, baba; sadece bir an içim geçti. Carl küreye elini yaklaştırır; yaklaştırmaz küre bir güneş gibi o kapkaranlık odayı ışığa boğar. Ancak bu ışıltı uzun sürmez ve küre söner. Sönmesiyle birlikte savaşçı flaması parıldamaya başlar. Savaşçı flamasının yanması üzerine Daiki ve Yua, kelimenin tam anlamıyla dehşete kapılırlar. İkisi de aynı anda Asteria’ya döner. Yua-Daiki: Bizimle dalga mı geçiyorsunuz?!?! Asteria, profesyonelliğinden ödün vermeden başını hafif öne eğer. -Efendim, oğlunuz savaşçı olarak seçildi; tebrik ederim. Yua (kısık bir ses tonuyla): Tebrik mi? Cidden mi? Carl bu olayın üstüne hiçbir tepki vermeden, ifadesiz bir şekilde duruyordur: -“Hmm, şöyle bakınca durumum pek iyi durmuyor gibi… normal, sonuçta savaşçı çıkması büyük sürpriz. Sadece büyük değil aynı zamanda sıkıntılı. Babam anlatırken beş çeşit türün olduğunu söylemişti: iyiden kötüye çağrıcı, büyücü, şifacı, nişancı ve savaşçı diye gidiyor. Bu türler insanlarda 10 yaşındayken kendiliğinden beliriyor. Sıralama yapmış olsam da savaşçı baya bir farklı kalıyor. Beş tane olasılık var ama %20 şeklinde bölünmüyor. %24,99; diğer dördü savaşçı ise %0,04 ihtimal. Lanet desek yeridir.” Carl kendi kendine sırıtır: -“Tabikide ben de bu laneti tutturdum; bravo bana.” BÖLÜM BİTER…