Seçim

2.1 Yangin ailesi sofrada oturuyorlardı. Ana yemek gerginlik kokuyor, Daiki’nin o komikliği desen eser yoktu. Bilakis ellerini birleştirmiş, gergin bir suratla Carla bakıyordu. Daiki: Carl (iç çeker), sana savaşçının neden en değersiz olduğunu anlatmıştım, yani zekide bir çocuksun, durumun farkındasındır. Annenle geçen günden sonra oturup biraz konuştuk ve şöyle bir karar aldık: tüccar olmana karar verdik. Carl bu lafın üstüne resmen şoka girer, fakat bozuntuya vermeden acı bir gülümseme ile ayağa kalkar. -İzninizle ben bir hava almaya çıkıcam. Carl dışarı çıktıktan sonra Yua kendini daha fazla tutamaz ve göz yaşlarıyla birlikte kendisini Daiki’nin kucağına atar. Yua (titrek bir sesle): Daiki, doğru olanı yaptık. Daiki (sakin bir sesle): Hayatım, Carl hep farklı olmuştu… Carl çimenlerin üzerine uzanmış, deniz gibi mavi gökyüzünü izliyordu. -Eh, hep farklı olmuştum. Bu konuda da herkes gibi olsam garip olurdu zaten. Farklı oluşumun ilk patlak verdiği konu farkındalığım olmuştu. Farkındalık, hastalık mı, lütuf mu, karar veremiyorum. Carl kafasını çevirir ve yanındaki kan kırmızısı bir renge sahip olan güle bakmaya başlar. -İnsanlar bu güle bakınca cazibesine kapılıp ne kadar güzel olduğunu düşünürler. Oysa ben o gülün ileride solup güzel kırmızısını kapkaranlık bir siyaha bırakacağının farkında olup ona yanarım. Carl oturur bir pozisyona geçer. -Bu sadece basit bir örnek. İşte bu yüzden yalnızım. He, sor üzgün müyüm diye? Hiç de bile. Boş bir kalabalıktansa kaliteli bir yalnızlığı tercih ederim. Carl iki eliyle yanaklarına şaplak atar ve kafasını sallar. -İyice deli ettin olum kendini. Konuşmanı anlarım da soru sormak neymiş kendine. Neyse… Babamın neden tüccar olmamı istediğini biliyorum. Çünkü savaşçı türü gelirse tanrı sana resmen maceracı olma diyor demektir. Babamla bu konu hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. —Birkaç yıl önce— Carl ile Daiki koltukta oturmuş, baba-oğul sohbet ediyorlar. Carl oldukça hevesli bir şekilde dinliyor. Daiki: Oğlum, 5 türünde kendine ait silahları var. Bunlar kılıç, yay, asa, kitap ve yüzük. En değersiz olan mantık olarak kılıç, yani savaşçı türünün silahı. Carl: Zaten üçü uzak menzilli, biri ise saldırı odaklı bir silah değil. Seviye kasarken yakın menzil büyük bir dezavantaj. Daiki, Carl’ın kafasını sert bir şekilde okşar. Daiki: Helan len Kereta, hızlı kapıyorsun. Carl: Ah baba, kafam acıyor! Daiki elini çeker ve ciddileşir. Daiki: Dediklerin doğru fakat eksik Carl. Menzil konusu bir sıkıntıyı daha önümüze seriyor. Sen daha diğer maceracılara ulaşamadan katledilmen anlamına geliyor. Carl: Yani sadece canavarlara değil, insanlara da dikkat etmem gerekiyor. Daiki: Aslında canavarlardan çok insanlara dikkat etmelisin Carl. Bir de bu işin zindan kısmı var Carl. Zindandaki canlılara yaklaşmak azraille dans etmeye benzer. Öndeki tank sorununu çağrıcılar, büyük canlılar çağırarak hallediyor, zaten o yüzden savaşçıya gerek kalmıyor. Carl: Yetenekleri düzgün olmuyor mu peki? Daiki: Tam tersine, külliyen zarar. Kılıçta seviye atlamanız pek bir şeye yaramıyor, çünkü açtığınız yetenekler pek işe yaramıyor. Örnek vermek gerekirse, bir büyücünün bir seviyede açtığı fireball yeteneğiyle sizin 10 seviyede açtığınız slash yeteneği benzer. Yani onların bir seviyede açtığını siz on seviyedeyken açabiliyorsunuz. Daiki şakasına Carl’ın omzuna bir yumruk atar. Şakasına dediğime bakmayın, Carl yumruk karşısında sarsılır. Daiki (gülerek): Velhasıl kelam, savaşçı gerçekten boktan bir tür. Sen, annen gibi şifacı olma işini de boşver, baban gibi nişancı ol oğlum. Carl: Babam, omzum çıktı… Daiki: Bu kadar zayıf olma o zaman. Hahahaha. 2.2 —Günümüz— Carl’ın gözleri yarım açıktır. Bu hatıraların üstüne kıkırdar. -Babam haklı, ben en iyisi tüccar ola- Ve Carl’ın gözleri tamamen kapanır. Carl bir rüya görüyor. Carl yavaş yavaş gözlerini açar. Açtığında gördüğü görüntü onu ağır bir şekilde sarsar. Meydan gibi bir yerde duran Carl, çaresiz bir merakla etrafa bakıyordur. Tek görüğü şey kaostur. Yanan evlerden düşen enkazlar, acı içinde bağıran insanlar… resmen kan gölüne dönüşen zemin. Evet, tam manasıyla bir kaostur bu! Carl olayın şokunu atlatamadan ellerine bakar, elleri olması gerekenden daha büyük duruyordur. Carl: Ne oluyor lan? Ben neden büyümüş gibi duruyorum? Ayrıca burası neresi? Yabancı ses: O şerefsiz yüzünden! Carl sesin geldiği yere, yani meydanın ortasına doğru bakmaya başlar. Ortada alevlerin ortasında, kan içinde yaşlı bir adam bağırıyor. Adamın yüzü gözükmese de yaşlı olduğu sesinden belli oluyordu. Yaşlı adam: O şerefsiz yüzünden oldu bunlar, o şerefsiz tüccar Carl yüzünden. Bütün bir şehir bu halde, yavşak herif! Keşke hiç doğmasaydı, lanetin vücut bulmuş hali! Carl kanter içinde uykusundan uyanır ve yerinden fırlar. Nefes alış verişi ve nabzı düzensizdir. Carl: Hassiktir lan, bunun rüya olmasına imkan yok artık, yemezler! Bu gelecekten bir kesitti, bundan eminim. Sonuçta lonca olayında da böyle olmuştu! Carl eve doğru koşmaya başlar. 2.3 Carl sert bir şekilde kapıyı açıp içeri dalar. Daiki ve Yua koltukta oturuyorlardır, Carl onların yanına gider. Carl (hüzünlü bir şekilde): Anne… baba… ben geldim. Yua ve Daiki hiç duymamış gibi, derin bir sessizlik içinde oğullarına bakarlar. Carl’ın aklına en son bu cümleyi kurduğundaki mutlulukları gelir. Başta modu düşer ama kendini hızlıca toparlar, ciddi bir surat takınır ve kendinden emin bir şekilde: Carl: Anne, baba, üzgünüm ama ben… maceracı olacağım! Yua şaşkınlıktan bağıracakken ağzını eliyle kapatır, fakat Daiki için durum farklıdır. Daiki’nin başından kaynar sular dökülür ve ani bir kalkışla Carl’ın karşısına geçer. Carl’ın dibinde, ondan 25 cm uzun olan 175 cm boyundaki babası ona dik dik bakmaya başlar. Daiki: O an tüccar olacaksın derken, yüzümde şaka yapar gibi bir hal mi vardı Carl? Carl: Sen onu derken ne kadar ciddiysen, ben de o kadar ciddiyim, baba. Daiki, Carl’ın sağ yanağına okkalı bir tokat yapıştırır. Yua Daiki’yi tutup yanına çeker. Daiki: Carl, lafı uzatmanın manası yok. Sana iki seçenek sunacağım. Birincisi, ya dediğim gibi tüccar olursun (ciddi bir tonla), ya da bu evden siktirolup gidersin. Carl ve Yua buz kesilir. Carl: “Bunu yapmak zorundayım, o rüyanın gerçek olma ihtimali çok yüksek.” Carl kendinden emin, ciddi bir surat takınır. Carl: O zaman bana müsade… 2.4 Tekrar sofradayız. Fakat bu seferki gerginliğin seviyesi, duvarları çatlatan cinsteydi. Daiki ve Yua olayın etkisini az çok atlatmıştır. Daiki, istifini bozmadan ciddi bir yüz ifadesi takınır. Daiki: Carl, verdiğin karara saygı duyuyorum ve ne olursa olsun ben senin babanım, Yua da senin annen ama bu bize karşı geldiğin gerçeğini değiştirmiyor. Bu sebeple şöyle bir şey diyeceğiz. Yua: Oğlum… senin için tek odalı bir ev kiralayacağız ve bu evin fatura gibi giderlerini biz karşılayacağız. Sana karşı barınma sorumluluğumuz var. Geçinme konusunda maceracı olacaksın, sonuçta oradan kendin kazanıp kendin yersin. Var mı bir itirazın? Carl derin bir iç çeker. Carl: Tamamdır, hallederim ben gerisini. Carl: “Lanet olsun ki şu an ağlayıp ailemi suçlayamıyorum. Durumun keşke farkında olmasam, keşke… keşke biraz daha aptal olsaydım da tüccar olup mutlu mutlu yaşasaydım. Yok, öngörmeymiş, yok farkındalıkmış, sikimin kenarı böyle iş mi olur? Galiba… hayır… hayır. Eminim. Evet, bundan eminim! Bulaştığım en büyük lanet bu: bütün lanetlerin laneti: farkındalık!! Tanrım! Bu kadar zeka verdin, zeki olmam benim suçum değil ama… zeki olduğum için yaşadığım şeylerin sorumluluğu bana ait. Çünkü aptallığın arkasına saklanamayacak kadar zekiyim, bu yüzden sorumluluk bana ait. Peki, suçlu kim, Tanrım? Beni farklı yaratan sende mi, yoksa beni terk eden insanlıkta mı?” 2.5 Carl: Ahhh, olaylardan sonra tam bir hafta geçti, he. Yatağın üzerinde oturan Carl sırıtır. Carl: Ne kadar farkındalığa sövmüş olsam da, bunun bana getirdiği güzel şeylerden biri mental gücü ve zorlukların altından kalkma gücü. Bu ikisi o kadar şey yaşamama rağmen, hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam etmemi sağlıyor. Hahaha. - “Tabii çok şey oldu, görmezden gelmemi sağlamıyor, bu sadece biraz daha bastırabiliyorum.” Carl, buz dolabının kapağını sol eliyle açıp içinden süt alır, sağ eliyle de çekmeceyi açar ve içinden gevrek alır. Sonrasında masaya doğru dönerken, götü ile buz dolabını, sol elindeki sütle de çekmeceyi kapatır ve elindekileri masaya koyar. Hemen bir kase ve kaşık alıp oturur. Tabi bunları yaparken şarkı mırıldanıyordu. Kaseden bir kaşık alır ve ağzına doğru götürür. Carl: Itadakima- Ve Carl’ın gözü kapanır. Carl bir rüya görmüyordu. Gözü tekrardan açılır, açıldığında yüzü kasenin içindedir. Bu arada Carl yüzünü siler. Carl: Bu sefer bir şey görmedim… Galiba delirmeye başladın Carl, resmen sen yemeği değil, yemek seni yiyor. Carl elindeki kaşığı heyecanla havaya kaldırır, yüzünde hırs vardır. Carl: Şunu hemen bitirip, loncaya gitme vakti! İlk görevim, bekle beni! Kaşık Carl’ın elinden kayıp doğruca yüzüne yapışır. Carl: Ahh, gerçekten bu yemeğin benimle kişisel bir problemi var. BÖLÜM BİTER…