Bolum 3

Lonca'nın kudretli kapısı açıldı. İçeri giren ise soğukkanlı görünüşüyle Carl'dı. Carl içeri girdiğinde onun hakkında yapılan aşağılayıcı konuşmaları duymakta hiç zorlanmıyordu. -Şu savaşçı olan çocuk değil mi? -Evet evet, bu o lanetli çocuk. Sanırsam ismi… -Bir savaşçının ismini siklemeye gerek yok zaten. Hepsi bir ağızdan, çok yüksek olmayacak ama Carl'ın rahatça duyabileceği tondan konuşuyorlardı; adeta Carl'ın gözüne lanetini iyice sokuyorlardı. Carl onları duymazdan geldi ve resepsiyona doğru yürüdü. -“Tabii, bir lanet doğdu, halk arasında hızlı yayılması normal, şaşırmadım…” Carl başta umursamasa da sonradan sinir onu sarmaya başladı fakat sinirini bastırdı ve dışarı vurmadı. -“Herkes iyi izlesin; özellikle beni ezikleyen şerefsizler. Hepsine göstereceğim; lanetmiş şuymuş buymuş umrumda değil. Ben zirveye çıkacağım. O pis elleriyle beni aşağıya çekmeye çalışanları o kadar geride bırakacağım ki bırak ayak tabanlarımdan tutup çekmeyi, çamur bile atamayacakları bir seviye farkı atacağım.” Carl egosuyla henüz tam tanışmamıştı. Bu sebepten kolayca bastırdığı egosunun üstüne zarif ve sakin bir yüz ifadesi takındı. Asteria, Carl’ı karşıladı. -Hoş geldiniz efendim, size nasıl yardımcı olabilirim? -Merhabalar, ben görev almak istiyorum. -Tabii efendim, ilk göreviniz olduğu için size biraz bilgilendirme yapacağım. -Teşekkürler. Asteria eğilip yerden bir resmi aldı ve masaya koydu. Resim: Demir = 0–20 seviye Bronz = 20–50 seviye Gümüş = 50–100 seviye Altın = 100–200 seviye Platin = 200–300 seviye Zümrüt = 300–500 seviye Elmas = 500+ seviye (Üstündeki yazı okunmayan bir kademe daha) -Gördüğünüz üzere seviyenize göre rütbeniz belirleniyor ve görevlerde rütbelere özel oluyor. -Anladım ama bu okunmayan yazı tam olarak ne? -Efendim, buraya ilk geldiğimde aynı soruyu ben de sormuştum, bu tablonun antik zamanlardan kaldığını, bu yazının da resmin bulunduğu zamandan beri böyle olduğunu söylediler. -Anladım, teşekkürler. -“Bu yüzden bu kadar eski duruyor demek.” -Demir için şu an elimizde slime öldürme görevimiz var; şehrin hemen yanındaki ormanda tekli gezen slimelar var, başlangıç için iyi olur. Carl bir anlığına heyecanına yenik düştü ve gözleri parıldadı. -Evet, evet! Ondan istiyorum. Asteria endişe içinde Carl’a baktı. -Şeyy… Efendim, bu bir canavar öldürme olduğu için ekipmana ihtiyacınız var, biliyorsunuz değil mi? -“Canavarlarla yumruk yumruğa mı dövüşmeyi planlıyor?” Carl duraksadı ve ifadesiz bir yüzle cevap verdi -Yoooo, ekipmanlarımın hepsi cepte; sadece evde bıraktım. Yumruklarıma savaşçak hâlim yok ya, haha. - “Ekipmanları tamamen unutmuşum, uyarmasaydı gerçekten yumruklarımla dövüşecektim…” — Carl düşünceli bir şekilde mağaza ve evlerle kaplı bir sokakta yavaş yavaş yürüyordu. -“Kesinlikle bir ekipmana ihtiyacım var. Sonuçta maceracıların hepsi ekipmanları olmadan sıradan insanlarla farksızlar. Hele on yaşında olan bir çocuk durumu vasat. Ama bu ekipmanların fiyatları hiç ucuz olmuyor ve elimdeki paraya bakınca… durum iyi değil. Yapacak bir şey yok, en azından gidip bir demirciye bakmak lazım.” Carl ilk gördüğü demirciye girdi. Demirci nizami bir düzene sahipti. Silahlar tür tür, sınıf sınıf bölünmüş ve temiz. Demirci sıcacık bir gülümsemeyle tezgahın arkasından içeri giren Carl'a seslendi. -Hoş geldin yeğen, bana Tetsu amca diyebilirsin. Ne vereyim abime? -“Lan adam sırık gibi, en az bir doksan. Sırık dedim ama omuzu kafamdan büyük resmen.” Carl tezgahın önüne geldi fakat boyu tezgaha yetmiyordu. - Tetsu amca, ben macera için ekipman almak istiyorum. -Hahaha yeğen, bir demirciye başka ne sebepten gelebilirsin ama dur, ondan önce ben seni göremiyorum. Carl'ın boyu tezgaha yetmediği için Tetsu yanına geldi. Carl, savaşçıların iyi karşılanmadığını bildiği için çekingen bir tavır takındı. -Tetsu amca, ben s-savaşçı için ekipman almak istiyorum. Tetsu ifadesiz bir surat takındı, hemen ardından sıcak bir gülümsemeyle sağını gösterdi. -O zaman ne duruyorsun? bak, savaşçı için ekipmanlar hemen sağda. Carl şaşkın bir surat takındı. Tetsu ise gülümsemesinden hiç ödün vermedi. -Dalga geçmeyecek misiniz? -Neden geçecek miyim bakalım yeğen? -Sonuçta lane— Tetsu'nun yüzü birden ciddileşti. -Benim için müşterinin türü önemli değildir. Müşteri, müşteridir ayrıca ne olursa olsun, daha yeni maceracı olmuş, ailesi tarafından dışlanmış bir çocukla dalga geçecek kadar cani gibi mi gözüküyorum? Carl iyice şaşırmış bir surat takındı. Tetsu biraz daha bilmiş bir tavır takındı. -Nereden anladınız bu kadarını? -Ehh, kırklarıma geldim artık, sadece o kadar da değil. Yirmi beş yıldır demirciyim, insanların durumunu anlamak benim için o kadar zor değil. Carl biraz mahcup bir tavır takındı. -“Aslında bana acınmasından nefret ediyorum fakat Tetsu amca bana acıyormuş gibi hissetmiyorum, sanki bir yuva açıyor gibi.” -E daha ne duruyorsun? Gidip baksana. Bu cümlenin üstüne Carl'ın ağzı kulaklarına vardı. -Tamamdır! Carl yüzünde çok saf bir ifadeyle kılıçlara bakmaya başladı. Tetsu, Carl'ın o saf yüzünü görünce içi ısındı ve gülümsemesini tutamadı. Carl bir anda bir şeyin farkına varmış gibi durdu ve yanında duran Tetsu'ya döndü. -Tetsu amca… Benim yanımda bunları almaya yetecek param yok. Ödemek için çalışmak gibi bir şey yapsam olur mu? -On yıl bana kölelik yaparsın, olur biter. -Tetsu amca dükkân değil, sadece bir kılıç alacaktım ama… -Ahahahahahahaha! Şaka yeğen, şaka hemen seni öldürecekmiş gibi korkma. Tetsu ciddi bir surat takındı, Carl ise merakla ona bakmaya başladı. -Yeğen, ismin ne senin bakalım? -Carl. -Carl, ben sana hiç para dediğimi hatırlamıyorum. -Ama Tetsu amca, bunu kabul edemem. -Bunu ben de kabul edemem yeğen. Ne kadar ekmek o kadar köfte, o yüzden şöyle yapalım: Sana aldıklarımı bir borç olarak sayılsın ve iyi bir savaşçı olup borcunu ödeyebileceğin zaman gelip borcunu ödersin. Carl'ın gözü doldu. -Çok teşekkür ederim Tetsu amca! Tetsu eliyle rafta asılı olan kılıçları gösterdi. -Yeğen, tabii biz sadece savaşçı diyoruz ama bu türler kendi içinde de ayrılıyor. Şu raftaki kılıçların çeşitliliğini fark ettin mi? Neredeyse hiç kullanılmasa da titiz bir adamımdır o yüzden pırıl pırıl tutarım. -Gördüm amca. Tetsu, Carl'a döndü. -Ama bu bölünmenin en güzel yanı doğuştan değil de bizim seçebiliyor olmamız değil mi? -Haha, sen de bir şeyler biliyorsun yeğen. Güzel, anlatmam kolay olacak. On yaşındaki bir çocuğun bu tarz şeyleri bilmesi garip. Carl merakına yenik düştü. -Amca, ilk geldiğimde tahmininizin tecrübeden olduğunu söylemiştiniz ama yaşımı nokta atışı nasıl bildiniz? Tetsu kollarını birleştirdi. -Öyle gözükmese de zekiyimdir yeğen, yaşının küçük olduğu tipinden belli oluyor. Nokta atışı bilme sebebim savaşçı olduğun için ailen tarafından dışlanmışsın. Türün belirlenme yaşı on belirlenir belirlenmez, dışlandığını düşünürsek kendi ayakların üzerinde durman gerekiyor. Bunun içinde türün belli olur olmaz maceraya çıkman gerekiyor. Demirciye ilk kez ekipman almaya geldiğin için tecrübeli olmadığını anlayabilirim. He, dışlandığını anlamak için bir çocuğun parası olmadan bir demirciye girmesi ailesinin yanında olmadığını anlamaya yetiyor. -“Gerçekten de dediği kadar zekiymiş.” Tetsu arkasını döner ve tezgahın arkasındaki odaya doğru yürüdü. -Bekle bakalım yeğen, iki sandalye alıp geleyim, oturarak devam edelim konuşmamıza. -Amca, lütfen sizin işinizi bölmek istemem, bana zaten yeterince yardımcı oldunuz. -Aman canım, boşver. Zaten bugün pazartesi sabahı, genelde insanlar görevde oluyor, o yüzden pek iş kalmıyor. Tetsu iki sandalye ile geri gelir. -Hem zaten insanın içi sıkılıyor, az laklak etmek bana da iyi gelir. -E o zaman bana eşlik etmek düşer. İkili oturdular, Tetsu ileride duran hançeri gösterdi. -Şimdi yeğen, şurada gördüğün hançer genelde suikastçı tipte kişilerde kullanılır. -Yani güçten öte çevikliğe ve hıza önem veren kişilere yakışır. Hem adı üzerinde yetenekleri de zehir, gizlilik, hız artırma gibi şeyler barındırıyor. -Tam puan yeğen! Gerçekten yaşına göre bildiklerin şaşırtıcı. -“Sonuçta babam benim kadar heyecanlı olduğu için bütün bildiklerini anlatıyordu. Tabii bir gün savaşçı olursam diye anlatmadı bunları, karşıma savaşçı gelirse ne yapmam gerektiğini bileyim diye anlattı.” Bu sefer büyük bir kılıç gösterdi Tetsu. -Bu kılıcı senin şu an kullanman imkânsız resmen. -Sonuçta deli gibi bir fiziksel güç istiyor. -Ve sende bu fiziksel gücün yüzde biri bile yok. Carl hafif bir sitemle, Tetsu ise sıcak gülümsemesiyle sitem etti. -Sağolya. -Aman sen de ne kırılgan çıktın be. Neyse yine de bilgin olsun, genelde bu kılıç türü büyük canavar avlarında işe yarar. Negatif yönlerinin en büyüğü ise hareket kabiliyetini oldukça düşürüyor olması. -Aslında benim ilgimi şurada duran kalkan-kılıç ikilisi çekiyor. -Senin için mantıklı bir karar olabilir yeğen. Sonuçta dengeli bir ekipman, seviye atladıkça açtığın yeteneklerde hem ofansif hem defansif şekil sağlar. -Bu yüzden onu almayı düşünüyorum. İkisi de tam ayağa kalkmaya başladılar. -O zaman gel, senin için boylarına bakalım. Tam o sırada Carl'ın gözü kapandı ve sandalyeye tekrar düştü. Carl bir rüya görüyordu. Carl gözünü açtığında bir tüccar arabasının yanında, hemen yanında konuşan iki kişiyi gördü: Biri beyaz sakallı bir adam, diğeri ise genç bir delikanlıydı. - “Yine gelecekten bir kesit, dikkate almam gerekiyor anlaşılan.” -Salak! Neden çift kılıcı seçmedin?!?! -Ama usta, en dengelisi bu gelmişti. -Ahhh ah!, ne büyük potansiyel kaybı. Evet, şu an güçlüsün ama çift kılıca yeteneğin vardı, neden seçmedin? -Zor geldiği için hiç şans bile vermedim… -“Bir dakika! Biz hiç çift kılıç hakkında konuşmadan seçim yaptık.” Carl rüyasından uyandığında ona panikle bakan Tetsu'yla karşılaştı. -Hey yeğen, iyi misin? Bayılacaksan benim dükkânımda bayılma, git başka yerde bayıl. -Özür dilerim, benim hatam, içim geçmiş. Tetsu, Carl'ın iyi olduğunu görünce rahatlar ve tekrardan sandalyesine oturur. -Aptal, neden özür diliyorsun? Dalga geçiyorum, korkuttun beni bir an. -Amca, ben çift kılıç almak istiyorum. Tetsu, Carl'ın lafının üstüne şaşırdı ve merakla sordu. -Hiç konuşmamıştık, neden çift kılıca döndün ki? Carl göğsünü gururla kabarttı ve gülümsedi. -Paşa gönlüm öyle istedi! Tetsu, Carl'ın bu fevri lafının üstüne kahkahasını tutamadı ve içten bir kahkaha patlattı. -HAHAHAHAHA bunun ne kadar zor olduğunun farkındasındır umarım. Carl ciddi bir surat takınır -Biliyorum amca, savaşçının genelde en az seçileni çift kılıç. Bunun birkaç sebebi var. İlki kendini savunmaktan yoksun bırakılıyorsun; suikastçı genelde rakiple göğüs göğüse çarpışmadan çevikliğini kullanarak savaşır ve korunur, tanklar (ağır kılıç) kılıcının ağırlığı ve sağlamlığı sayesinde gelen saldırıları bloklayabilir, şövalye (kılıç+kalkan) anlatmaya bile gerek yok. Carl eliyle çift kılıcı gösterdi. -Ama çift kılıç öyle değil, tamamen saldırı odaklısın, kendini savunmaktan acizsin, kendine özgü bir savunma stilin yok sonuçta. Bununla birlikte yanında getirdiği zorluk var. Kılıç kullanmak büyük yetenek ve kontrol ister. Genelde insanlar bir kolunda ağırlık olduğu (mesela babamın solak oluşu) için ikinci koluna kılıç aldığında çok zorlanır. Tetsu'nun yüzünü öyle bir ciddiyet büründü ki kapının önünden geçen biri bile bu ciddiyeti anlayabilirdi. -Bunlara rağmen çift kılıç mı istiyorsun? Carl kendi adı kadar emin bir şekilde cevapladı. -Evet, çift kılıç istiyorum! -“Gelecek karşıma böyle bir şey koyuyorsa bir bildiği vardır.” Bölüm biter…