Bolum 4

Carl şehirden çıkmak için şehrin devasa çıkış kapısına doğru ilerliyordu. -Her şey halledildi, artık çift kılıcım da var. gitme vakti! — Kuşların öterek resmen şarkı söylediği, ağaçların uçsuz bucaksız yarattığı yeşilliğin adeta yer ve göğü bağlar gibi okyanus mavisi gökyüzünün birleştiği orman manzarasına karşı Carl, okyanus kadar derin bakışlarıyla uzun uzun manzarayı izliyordu. Belli bir süre sonrasında derin bir iç çekti. -Şimdi çift kılıcı seçtiğim için Adventurer panel (AP) bunun yolu açılmış olmalı. Carl’ın önünde bir ekran açıldı. AP: Sol üstte maceracının seviyesi. Aşağıda maceracıya bir sonraki seviye için gerekli olan EXP'yi gösteren bar. Sağ üstte açtığı yetenekleri gösteren sekmeye götüren tuş. Altında açtığı unvanlara götüren tuş. Tam ortada sahip olduğu kılıcın bilgilerini gösteren sekme. Carl ap'yi kapatır ve seviye atlamak için etrafı aramaya başlar. —“Aldığım kılıç düz bir kılıç olduğu için herhangi bir eklentisi yoktu. Seviyemi bir yapmak için yüz exp toplamam gerekiyor. Acaba bir slime kaç exp veriyor?” Carl belli bir süre arandıktan sonra çalılığın arkasında bir slime gördü. —“Şu an hiçbir yeteneğim yok, o yüzden sadece kılıç yeteneğimle savaşmam lazım. Zaten slimelar o kadar güçlü değiller.” Carl’ın kafasına çok önemli bir detay dank etti. —“Bir dakika… güvenmem gereken şey… kılıç yeteneklerim… Hmmm… Evet! Nasıl kullanıldığına dair en ufak fikrim yok!” Carl gülümsedi. -Eh, deneyerek öğreneceğiz artık. Carl iki kılıcını sırtındaki kınlarından çekerken slime’a doğru yürümeye başladı. Slime Carl’ı fark eder etmez seke seke Carl’ın üstüne doğru gitti. Carl kılıçlarını tamamen çekti ve üstüne doğru koştu. -“Bir kılıçla birlikte koşmak zaten yeterince zor; bir de iki tane var.” Carl iki kılıcını da aynı anda göğe doğru kaldırfı ve slime’ın olduğu yere doğru dikey bir şekilde indirdi fakat saldırısını önceden çok belli ettiği için slime, saldırı gelmeden yay gibi gerildi ve sağa doğru hızlı bir manevra yaparak kaçtı. Carl, dengesiz bir şekilde indirdiği kılıçlarını resmen toprağa gömdü. Bu açıktan yararlanarak Carl’ın solundan smaç atılmış bir top gibi sağlam bir yapıştırdı. -Şerefsiz, bir yerinde dur! Daha kılıcı çekemedim. Carl kendini toparladı ve tekrar saldırıya geçti. Bu sefer sadece sol kolunu yukarı doğru, aşırı olmayacak şekilde kaldırdı ve yere doğru soldan sağa çapraz bir şekilde indirdi. Slime aynı şekilde bu sefer sola atıldı. Carl bu hamleye karşı sağ kılıcı ile yatay bir kesikle slime’ı ikiye ayırdı. -Böyle bölerler adamı! -“İnsan değil ki bu… ” Carl kan ter içinde kalmış, zar zor nefes alıyordu ve ap’yi açtı. Ap: +5 exp Carl beşi görünce tutuştu. -Bir dakika, bir dakika! şaka yapıyor olmalısın. Sadece beş exp mi? Bu ne böyle? On dokuz tane kesmem lazım bu şekilde. Carl’ın ufak bir morali bozuldu. -E tabi, aslında slimelar maceracıların hepsi için karıncadan farksız ama savaşçı için öyle mi? Sonra iki yanağına şaplak attı. -Eeee Carl bey, “öyle ben maceracı olucam” demekle adam olunmuyor, haydi bakalım! Carl bir şeyi hatırlamış gibi aşağıya baktı. -Doğru, düşen ganimetler bunlarda para ediyor. Yerde duran küçük mavi topçuğu eline aldı ve kesesine attı. -Kaldı on dokuz! — Carl yürüyen bir ölü gibiydi. —“Güneş en tepede olduğu saatte geldim ve şu an güneş battı batacak. Son bir tane daha, bundan sonra seviye atlayacağım.” O esnada Carl karşısında bir slime gördü ve direkt üstüne doğru sert adımlarla, kılıçları çekik bir vaziyette koşmaya başladı. Slime kendisini Carl’ın karnına gelecek bir şekilde adeta rüzgârı keserek fırlattı. Carl kendisini sola doğru düşer şekilde bıraktı. Slime sağ arkasına vardığında sol kılıcını yere bir bayrak gibi dikti ve sağ elindeki yere doğru bakan kılıcı kıvrak bir bilek hareketiyle yönünü gökyüzüne çevirip sert bir hamle ile bileğini büktü. Slime havada ikiye ayrıldı ve Carl’ın arkasına doğru düşmesiyle birlikte Carl’ın sağ elindeki kılıcı düşürmesi bir oldu. Carl ise kılıcının arkasından onu takip edip yer ile bir oldu fakat Carl’ın yüzü durumunun aksine tamamen mutluluk doluydu. -“İşte bu lan! Şerefsizler, size karşı ilk adımımdır bu! Yazın bunu tarihi kitaplarına ‘İşte Carl efsanesinin doğuşudur bu!’ diye! Ap açıldı. Ap: Seviye atladın. Yeni yetenek: Dash (seviye 1) Açıklama: İleri doğru hızlı atılmanı sağlar (mana 10) -Al işte yeteneğin boktanlığına bak. Carl’ın yüzünden yorgunluk akıyordu fakat Carl’daki hırs bu yorgunluğu silip, suyunu sıkıyordu resmen. -Hodri meydan ey Tanrı! Kaderimi nasıl yazdığın umrumda değil. O lanet kaderin kölesi olmayacağım! Carl bu yükselişinin hemen ardından bir şey fark etti. -Bir dakika, mana mı dedi o? Carl Ap'ye baktı. -Ah evet, orada exp barının hemen üstünde mavi bir çubuk var. Üstünde ne yazıyor? Carl yazıyı okuyabilmek için gözünü kıstı. Üstünden zaman geçmeden gözleri fal taşı gibi açıldı, resmen dehşete düştü. -Hassiktir! Yaaani Tanrım, iyi hoş da elli mana ile adalet anlayışınızı biraz sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii siz en iyisini bilirsiniz, yüce varlık. Carl sakinleşip kılıcından destek alarak ayağa kalktı. -E, Tanrıya meydan okuyorsun paşam, yalakalık yapma. Neyse, şu dash’i bir denemek lazım. İsmini kullanır gibi düşünmem yeter herhalde? Carl derin bir nefes aldı. -“DASH” Carl bir anlığına rüzgâra karıştı ve arkasında silüetini bıraktı. Arkasında onu takip eden rüzgâr ile bir metre ötede aniden belirdi. -“Kısa mesafeli ışınlanma gibi duruyor ama değil, çünkü ışınlanma olsaydı arkamdan beni rüzgâr takip etmezdi. Bunun yerine çok hızlı bir şekilde ileri atılma diyebiliriz. Tabii adı üzerinde ne bekliyorsun, Carl?” — Carl ormanda elindeki mavi topçuk ile dolu keseye bakarak yürürken uzaktan gelen üç yabancıyı fark etti. Fark eder etmez elindeki keseyi sakladı. Bu gelen tiplerden biri bereli, biri sıska, biri yapılıydı. Yüzlerine bakmak, iyi insanlar olmadıklarını anlatmaya yetiyordu. Bereli Carl’ı gösterdi. -Lan, bu bizim loncadaki lanetli çocuk değil mi? Sıska olan güldü. -Ahahahah, gerçekten de o eziğe bak. Bir de çift kılıç seçmiş. Yapılı olan yürümeye başladı. -Ulan velet! Üstünde işimize yarayacak bir şeyin var mı bari? -“Bu şerefsizler, ilk gün benimle dalga geçen şerefsizler. Şu an şehir dışındayım. Kelimelerimi seçerken dikkatli olsam iyi olur. Sonuçta bu tarz cinayetler çok sıradışı değil.” -Abilerim, benden size bir şey çıkmaz. Dediğiniz gibi eziğin tekiyim. bir canavar bile kesemedim. Hepsi birlikte ağızlarını yırtarcasına kahkaha atmaya başladılar. Bereli adam Carl’ın arkasında duran keseyi fark etti ve işaret etti. -Bu piç kurusu yalan söylüyor. Bakın arkasında dolu bir kese var. Carl soğukkanlı bir tavırla ellerini farklı yanlara salladı. -Hayır efendim, sadece içinde kurabiye var. Başka bir şey yok. Bereli olan, yapılı olana doğru döndü ve ufaktan kafasını salladı. Sallamasıyla birlikte yapılı olan adam ani bir hamle ile sağ bacağını öne doğru sert bir şekilde bastı. Öyle bir bastı ki yerde duran çakıllar havaya doğru yükseldi. Ardından sağ kolunu omzundan gererek bütün gücüyle Carl’ın tam kafasına doğru adeta bir gülle gibi savurdu. Carl tam yumruk ona isabet edecekken kayboldu. -“DASH!!!” Carl yumruğun sağına doğru kullandığı dash yeteneği ile atıldı ve yumruktan kaçındı. Üç serserinin Carl’ın yaptığına şaşırdıkları yüzlerinden okundu fakat Carl atıldıktan hemen sonra üzerine, aynı onun gibi rüzgârı kesercesine gelen bereli adam onu bir çırpıda yere serdi. -Haha! Sırf boktan bir dash kullandın diye havalanma. Herkeste olan bir yetenek bu. Carl’ın üstüne çullanan bereli adam Carl’ın kesesini eline aldı ve açıp baktı. -Haha, piçe bak sen! Bir de slime avlamış. -Ahahahahahah, tam bir ezik. Bereli adam, Carl’ın üstünden kalktı ve arkasına bakıp Carl’ın yüzüne doğru tükürdü, ardından yerde yatan Carl’ı arkada bırakıp ormanın karanlığında kayboldular. Carl yavaş bir şekilde ayağa kalktı. Tükürüğü elinin tersiyle sildi. Carl’ın yüzünü bir seri katilin kana susamışlığı büründü. -Orospu çocukları yüzünden bu hale düştüm. Hepsine bedelini fazlasıyla ödeteceğim. Görecekler! eğer bu yaptıkları yanlarına kalırsa ben de Carl değilim. BÖLÜM BİTER…