Bolum 43
Carl ile Sun tekrardan kanalizasyonun oraya gittiler. Loki geldi ve rüyada yaşananların birebir aynıları yaşandı. Sun’un maskesinden yüzü görünmüyordu ama sinirden titriyordu. -Bu orosbu çocuğu! Reiji hocanın… -Evet o, Sun. -Ne yapacağız? -Savaşmak ölüm olur, rapor en iyisi. Loki duraksadı ve gülümsedi. -Benim en kıymetli misafirim gelmiş anlaşılan. Buyur Carl! Carl gözlerini yumdu. -Sıçtık… Ayağa kalktı ve bağırdı. -Katil bey, yanındaki kişiyle tanışmayı ikimizde iple çekiyoruz aslında. -Ne duruyorsunuz gelin o zaman. Carl ve Sun yavaş yavaş onların yanına indiler. Phthonus kapşonunu açtı. Yüzü hiç değişmemişti. Sun öfkeyle bağırdı. -Phthonus… Şerefsiz herif! Sen gebermedin mi? -Sen kimsin? Carl, Sun’ı durdurdu ve lafa girdi. -Reiji hoca desek hatırlamana yardımcı olur mu? Phthonus, Reiji’nin ismini duyunca duraksadı. Ardından kahkaha attı. -HAHAHAHAHAHA! Ahhh o piç sizin hocanız mı? -Oros- Carl eliyle Sun’ı durdurdu. -Kışkırtmasına izin verme. -Pardon. Loki sessizce kollarını birleştirmiş sadece izliyordu. Phthonus bir adım ileri attı ve devam etti. -Sorunuza cevap verecek olursam, benim hasedimi küçümsemeye kalkmayın ukala veletler! Siz sürünmeyi, çaresizliği, dibi bilir misiniz he? Her gün, her dakika hatta her salise nefret ettim bu hayattan. “Neden bu kadar adaletsiz bu dünya?” Diye sorup durdum kendime. Nefes almak benim için zehir solumak gibiydi. Evet bu zehirli oksijeni içine çekiyordu ciğerlerim. Çürümüş olan bedenimle birlikte organlarım da çürüyordu! Yemek yok, içecek yok, hiçbir şey yok! Ne var söyleyeyim mi? Sadece zulüm vardı. Tanrı’nın beni unuttuğunu zannetmiştim. Ne büyük yanılgı! Tanrı beni unutmamıştı. O benimle dalga geçiyordu resmen. Karşıma Reiji’yi çıkardı. O benim tam tersimdi. Bilhassa onu seven insanlar vardı! O kadar kıskandım ki, kelimeler kifayetsiz kalıyor. Bütün kitaplardaki yedi büyük günahı toplasanız benim kıskançlığım etmezdi. Sun hiddetle bağırdı. -Hassiktir ordan yavşak! Bana sürünmekten mi bahsediyorsun? Maskesini çıkarıp kenara attı. -Sen gerçek sürünme nedir bilir misin? Dışarda olan her insana karşı imrendim. Hem de deli gibi imrendim. Özgürlüğün arzusu ne kadar serttir bilir misin sen? Ki ben buna rağmen bir kere bile “Onlar da benim gibi acı çeksinler” Demedim, demeyeceğim. Çünkü ben bunun ne kadar boktan olduğunu biliyorum. Hiçbir insan çeksin istemem bu zulmü! Phthonus sesini daha da yükseltti. Loki ellerini arkasında birleştirdi, Phthonus’un arkasında “Hadi şu konuşma fasvı bitsin de eğlence başlasın.” Der gibi dolanıyordu. -HAHAHA! Tanrı bana bu gücü verdi böcek! Tanrı bana bu intikam yolunu kendisi bahşetti. Bu arzum öyle bir boyuta gelmişti ki artık Tanrı bile bana acımıştı. Peki sen? Sen bir böcek olarak kalmaya devam ettin ve kendini iyi biriyim diye avutuyorsun öyle mi? Yalanını siksinler! Sana bu gücü Tanrı vermiş olsaydı o zaman görürdüm ahlak derslerini. Sen seçtiğin için intikam almadın değil, gücün yetmediği için intikam alamadın! -Siktir ordan! Senin gibi bir orosbu çocuğu kalkmış bana ahlak dersi veri- -Veririm ulan tabii! Sen ne gördün de biliyorsun? Ama sana güzel bir şey söyleyeyim mi? Ne olursa olsun birazdan ikiniz de öleceksiniz. Bu sikko ahlakın seni kurtaramayacak. Aslında… Derin bir sessizlik oluştu. O kadardır soluk almadan konuşuyorlardı ki, resmen bütün bir kainat nefesini bir anda tutmuştu. İlk soluğu alan Phthonus olacak ki tüyler ürpertici bir kahkaha attı. -HAHAHAHAHAHAHAHA! SİZİ DENEK OLARAK KULLA- Rüzgarın o yumuşak esintisi kan ile bir oldu. Kainat yine susmuştu, bu sefer şaşkınlıktan susmuştu. Phthonus’un göğsünü bir pençe delip geçmiş, kalbini eline almıştı. Evet bu kişi Loki idi. Loki, Phthonus’un sırtından pençesini saplamış, onu havaya kaldırmıştı. Phthonus’un göğsünden şelale gibi kan akıyor, kendisi kan kusuyordu. Loki’nin yüzünde hiçbir mimik yoktu. Phthonus şaşkınlıkla gözünü Loki’ye doğru çevirdi. Titrek bir sesle zar zor bir kelime söyleyebildi. -HAİN! Loki elini sert bir hamle ile geri çekti. Ölmüş olan Phthonus yere düştü. Phthonus’un kanlar içindeki kalbini, artık solmuş olan kalbini havaya kaldırdı ve ifadesiz bir şekilde ona doğru bakmaya başladı. -Ne kadar güzel bir manzara öyle değil mi? Aslında bir avuca sığan bu küçücük parça bir insanın ömrü, hayalleri, hissettikleri. Ne kadar büyük şeyler değil mi ama? Ahh ne zarif bir parça! İşte insanlığın nihai güzelliği. Oysa atarken ne kadar sıkıcıydı. Şimdi durdu, ne kadar zarif. Elinde tuttuğu kalbi bir böcekmiş gibi ezdi. Kendini kalbin güzel al rengine boyadı. Sonra sanki önüne bir şey gelmiş gibi kafasını eğdi ve odaklandı. Ardından o ifadesiz suratta bir gülümseme belirdi. Dişleri gözükmüyordu, gözleri kapanacak kadar kısılmıştı. -İşte! Bu sahte Vladimir soyadına yakışacak bir ünvan. Carl refleks olarak kılıçlarını çekti. Onu gören Sun asasını kuşandı. -“Az önce yaptığı şeyleri düşünürsek, aldığı gizli ünvan hiç hayra alamet değil.” -Carl ne yapacağız? -Savaşacağız. Loki, Sun’a doğru elini kaldırdı ve işaret etti. -Sen maymun, şahsen eğlencemi bölmeni istemem binaenaleyh sana şans veriyorum. Burayı en seri vasıta ile terk et. Sun elini yumruk yapıp Loki’ye gösterdi. -Öyle mi? Orta parmağını kaldırdı yavaş bir şekilde ve gülümsedi. -Siktir git! Loki ifadesiz bir şekilde belli bir süre sadece boş boş Sun’a baktı. Carl bir yandan düşünüyordu. -“Sun’un olması iyi hoş da, bu adamın hızı olağanüstü. Sun gizli ünvanı olmadan bu adama yetişmesinin imkanı var mı? Eğer ona geri çekilmesini söylersem kesin geri teper. Ne yapmalıyım?” O esnada Loki aniden kayboldu. Kaybolmasıyla Sun’un tepesinde belirmesi bir oldu. Tepeden aşağı doğru iki pençesini birden indirdi. Pençeler tam Sun’a çarpmadan son anda asası ile bloke etti Sun. Darbenin etkisi Sun’ın vücudunu titretmeye yetmişti. Sadece hızlı değildi, güçlüydü de. -“Hızlandırma güçlendirmem olmasaydı sittin sene bunu engelleyemezdim.” Sun asayı Loki’yi savurmak için salladı. Salladı sallamasına da Loki aniden yok oldu ve saniyeler içinde durdurak bilmeyen bir saldırı bombardımanına boğdu Sun’ı. Sun bütün darbelere zoru zoruna yetişiyordu. Vücudunda kesik izleri belirmişti. Carl iki kılıcı ile birlikte atıldı ve birbirlerine paralel şekilde onlarla kesik salladı Sun’un üstüne doğru. Kılıçlar kendini korumak için pençeleriyle gard almış olan Loki’ye çarptı. Loki darbenin etkisiyle geri fırladı. Ayağı yere değer değmez tekrardan yok oldu. Bu sefer Sun’ın tam arkasındaydı. Sun arkasına doğru gelecek olan saldırıyı engellemek için saliseler içinde döndü ve asasıyla gard aldı lakin Loki pençesiyle değil, sol bacağıyla asanın altına doğru şiddetle vurdu. Sun’un asası yukarı doğru yükseldi Sun asayı tutmaya devam ettiği için açık hedef haline geldi. Loki sol bacağını yere sertçe bastı, toz kalktı. Sağ elini sanki bir gürle fırlatır gibi arkadan getirerek Sun’a doğru indirdi. Carl yine son anda sol kılıcı ile saldırıyı engelledi ve sağ kılıcı ile çapraz bir kesik darbesi attı Loki’ye. Loki anında kaybolup kaçındı ve beş metre ötede belirdi. Gülümsedi. -Eeeee Carl? Daha ne kadar bebek bakıcılığı yapmaya devam edeceksin? Bunu duyan Sun hamle yapmaya kalktı ki Carl onu durdurdu. -Seni kışkırtmasına izin verme. -Doğru. Sun içten içe kendini yiyordu. -“Lanet olsun ki şerefsiz haklı. Şu an resmen Carl’a ayak bağı oluyorum. İnsan gözünün yetişemeyeceği bir hızda hareket ediyor.” Carl’a doğru eğilip fısıldadı. -Ne yapmalıyım Carl? -“Niye bana soruyor ki?” Carl derin bir iç çekti. -Sun… O esnada kanalizasyonun içinden sesler yükselmeye başladı. Bu sesler Loki’nin adamlarına aitti. -“Harika şans ayağımıza geldi.” -Sun sen bu kanalizasyona girip bütün bir çeteyi çökertebilir misin? -Hallederim. Peki sen? Carl, Loki’ye dönüp gülümsedi. Loki de gülümseyerek Carl’a el salladı. Loki’nin duyabileceği bir sesle devam etti. -Bu şerefsizle bizzat ilgileneceğim. -Duyabiliyorum ama? -Duy zaten şerefsiz. -Tamam. Carl ve Sun birbirlerine baktılar. Sun kafasıyla onay verdi ve asasını tepeye doğru fırlatıp üstüne atladı. O şekilde süzülerek kanalizasyona giriş yaptı. Gerisi onun eğlencesi. Loki kollarını yana açtı. -Sonunda baş başa kaldık Carl. -Eğleniyor gibisin. -Gibisi fazla oldu. Loki gülümseyerek öne doğru eğildi. -Sen de eğleniyor gibisin. Carl duraksadı. -“Doğru söylüyor. Buraya gelirken bile içimde büyük bir arzu vardı. Bu oburluğun verdiği bir şey olabilir mi?” Kısa bir süre sadece birbirlerine baktılar. Loki sallanmaya başladı. Sağa, sola, geriye, öne doğru gidip geliyordu. Tıpkı sarhoş bir adam gibiydi. -Başlayalım o zaman! Bir anda yok oldu. Carl’ın etrafında doğru dönmeye başladı. O kadar hızlı dönüyordu ki simsiyah bir çember oluşmuştu etrafında. Sonrasında bu çemberin içinde gözle görülemeyecek kadar hızlı bir şekilde Carl’a saldırmaya başladı. Carl’a vuruyor, çembere tekrar giriyordu. Carl bütün saldırıları sadece engelliyebiliyordu. Neredeyse nefes almasına bile izin vermiyordu Loki. Carl tam Loki çemberden çıktığı vakit o tarafa doğru sağ kılıcı ile siyah bir slash darbesi attı. Attığı darbeden kaçınmak isteyen Loki kendini sağa doğru attı. Atmasıyla çember bozuldu ve Carl kontra atak şansını kazandı. Carl sol kılıcını havaya kaldırdı ve Loki’ye doğru indirdi fakat nafile. Loki saldırıyı engelledi lakin artık Carl’a fırsat doğmuştu. İkisi bir arada o kadar hızlı bir şekilde savaşmaya başladılar ki, sadece kılıçları buluştuğunda çıkan parıltı gözüküyordu. O parıltı sürekli birbirinden en az on beş metre civarı uzaklıklarda gözüküyordu. O kadar hızlı yer değiştiriyorlardı. Loki, Carl’ın yukarıdan aşağı doğru gelen sağ kılıcına karşı engellemek yerine ona doğru sol eliyle yumruk attı. Kılıç tam pençenin arasına girdi ki, Loki ani bir hareketle yumruğunu sola doğru çevirdi. Kılıcı pençesinin arasına almış ve döndürmüştü. Carl kılıcını kaybetmemek için kılıçla birlikte kendini sağına doğru attı ve havada takla atarak kılıcını pençeden kurtardı kurtarmasına Loki o esnada sağ elindeki pençeyi havaya kaldırmış hatta indirmeye başlamıştı bile. Carl kendini bir kedi gibi geri attı. Sol kolunda üç tane büyük ve derin bir yara belirdi. Carl mızrak atar gibi sol kılıcını Loki’ye doğru fırlattı. Loki rahatça kaçındı derken Carl Loki’nin arkasında belirdi ve gard almış olan Loki’ye bir topmuş gibi tekme indirdi. Loki belli bir mesafe geriye doğru uçtu. Carl bütün hızıyla kılıcının saplandığı yere vardı ve sol kolundaki yaraları sol kılıcına değdirdi. O üç büyük kesikten eser dahi kalmamıştı. Carl Kılıcını aldı ve Loki’ye döndü. -“Demek saldırısındaki sebep beni oyalarken kendini iyileştirmekti.” Loki kanlı olan pençesini ağzına doğru götürdü ve yüzünde tiksindirici bir gülümseme ile kılıçtaki kanı yaladı. - İşin içine kan girdiğine göre gerçek eğlence başlamasın mı? BÖLÜM BİTER…