Bolum 46
Carl’ın gözleri açıldı fakat gördüğü dünya onun bildiği dünya değildi. Hatta dünya bile değildi. Kıpkırmızı bir odanın içindeydi. Oda, devasa lakin boştu. Sadece kan kırmızısı. Carl etrafına bakındı olduğu yerden. -Konuşabiliyorum. Yüksek ihtimalle oburluğun etkisi olmalı fakat burası neresi? O esnada ne kalın ne ince bir ses, durgun su gibi bir ses duyuldu. -Vaay, doğru cevap Carl. Carl yavaşça arkasını döndü. Arkasında ondan daha büyük bir göz vardı. Gözün etrafında sekiz tane siyah kanat ve kanatların hepsinin üstünde beş tane küçük göz. Carl görüntü karşısında garip bir şekilde sakin bir tepki verdi. -Sen kimsin? Pardon, sen nesin? -Hiç korkmamış gibi duruyorsun tatlış şey. -Sorumun cevabı bu değil. -Ohh ürkütücü, sanki buradaki şeytan ben değilim. Carl’ın yüzündeki ifadesizlik tamamen kayboldu, yerini şaşkınlık aldı. -Şeytan mı? -Evet. Carl derin bir iç çekti. -Şeytanları boynuzlu kırmızı şeyler olarak hayal etmiştim aslında. -Hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim de bu rahatlık nereden geliyor tatlım? -Yani panik yapsam ne değişecek? -Eh doğru diyorsun ama bekle bir dakika. Kanatlar bir anda bu büyük gözün etrafını sardı, kısa bir süre sonra kanatlar etrafa doğru tekrardan açıldı. Göz, bir altmış üç boyunda, siyah saçlı, kırmızı gözlü ve beyaz tenli bir kadına dönüşmüştü. Kanatlar yavaşça kadının sırtına doğru yaklaşarak kayboldular. Carl gözü gördüğünden daha çok şaşırmıştı. -Bu senin gerçek formun mu? -İki formumuz olduğu düşünülürse evet diyebilirim. -İlk formun daha şeytaniydi aslında. -Siz insanlara benziyor olmamız rahatsız mı etti seni? -Hayır, hatta bence en doğrusu bu. Sonuçta ne insanlar var yeryüzünde şeytandan beter. İnsanlığın şeytanlara benziyor olması bence gayet mantıklı. Kadın güldü ve yavaş adımlarla Carl’ın yanına doğru gitmeye başladı. -Haha! Çok haklısın tatlım benim, sevdim seni. -Aman ne mutlu edici. -İsmim Lucy. -Memnun oldum… Galiba? Lucy, Carl’ın dibine kadar geldi ve kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı. -Oburluğun dozunu kaçırdın Carl. Carl bir anda acı içinde bağırmaya başladı. Yere kapaklandı ve yerde resmen acı içinde sürünmeye başladı. Sanki yüzlerce bıçak darbesini sürekli aynı anda yiyormuşçasına canı yanıyordu. -Bunun yan etkisinin olacağı yazıyordu tatlım. Asıl soru bakalım dayanabilecek misin? Carl bu şekilde acı çekmeye devam ederken Lucy dışarı çıkıp bir tane sandalye ile geri döndü. Sandalyeyi Carl’ın karşısına koydu ve oturup izlemeye başladı. -Aslında seni böyle görmeyi hiç istemezdim. Yazık oldu. -“Büyük bir potansiyel kayboluyor gözümün önünde ama yapacak bir şeyim yok. Tek yapabileceğim şey bu.” —Kırk sekiz saat sonra— Lucy uyumuştu, Carl ise hala aralıksız bir şekilde başta çektiği acının aynısını saliyesi saliyesine çekmeye devam ediyordu derken acı bir anda kesildi. Carl’ın dış görünüşünde çok bir değişim olmamıştı. Bitkinlikten ötürü bir saat öylece uzandı, uyuyamıyordu. Sonrasında zar zor ayağı kalktı, Lucy hala bebek gibi uyuyordu. Topallayarak Lucy’nin yanına kadar gitti. Yavaşça omzuna dokundu. -Affedersin? Lucy aniden irkildi ve uyandı. -Tanrı aşkına! Carl’a baktı ve resmen şoka girdi. Carl duyduğu şeyden ötürü olacaktır ki sadece ifadesiz bir şekilde bakıyordu. -Sen ölmedin mi? -Tanrı aşkına mı? -Alışkanlık işte. Onu bunu boş ver nasıl yaşıyorsun? -Ne bileyim gidip Tanrı’na sorsana. -Hala şaka yapabilmen ilginç. Normalde o acıya karşı ilk on dakikada ölmeni bekliyordum. Baktım öleceğin yok ben de uyumuşum. -Amma sorumluymuşsun he. -Kırk sekiz saat beklese miydim? Carl iç çekti. -Neyse, bu çektiğim acının oburluktan olduğunu söyledin peki ben niye burdayım? Lucy ayağa kalktı. Carl’ın yüzünün dibine kadar geldi. -Ben gelmeni istedim. -Mantıklı bir açıklaman vardır herhalde? -Aptal cesaretini anlıyorum ama abartma istersen. -Ah ne kadar korktum. Lucy, Carl’ın yüzüne belli bir süre sadece baktı. İç çekip geri çekildi ve elini şıklattı. Şıklatmasıyla bu kıpkırmızı oda normal bir evin salonuna dönüştü. Carl şaşkınlıkla etrafına baktı. Lucy masadaki çaydanlıktan iki tane fincana çay doldurdu ve oturdu. -Gel biraz konuşalım canım benim. -Oldukça misafirperversin bakıyorum. -Eh misafirim sen olunca biraz özeneyim dedim. -Neymiş beni bu kadar özel yapan? -Gel otur ilk önce. Carl yavaşça sandalyeyi çekti, oturdu. Çaydan bir yudum aldı. -Tadı güzelmiş. Lucy de bir yudum aldı ve gülümsedi. -Neyden yapıldığını bilmek ister misin? -Vücut sıvımdan de birde tam olsun. Lucy şaşırdı. -Nereden bildin? Carl elini alnına koydu. -Bir romanda görmüştüm buna çok benzeyen bir sahneyi. Çaydan bir yudum daha aldı. Lucy şaşkınlık içinde sadece Carl’a baktı. -Ne oldu? -Hiç… Söylediğimde ciddiydim bu arada. -Tamam. Bir yudum daha aldı. -Kurabiye var mı? -İçmeye devam ediyorsun? -Tadı güzel sonuçta. Lucy ifadesiz bir suratla Carl’a baktı. -İğrenç. Carl fincanı ağzına kadar götürdü. -Sen servis ettin. Bir yudum daha aldı. -“Bu çocuktaki nötrlük beni öldürecek herhalde.” -Artık konumuza gelsek mi Lucy? -Direkt ismimle demek öyle mi? -Senin gibi tatlım ya da canım falan mı dememi isterdin yoksa? Lucy ellerini birleştirdi ve gülümsedi. -Hiç fena olmazdı aslında. -Sevgilim var o yüzden isimden devam edeceğim. Bir yudum daha aldı. Lucy güldü. -Hahaha! Bir şeytanı reddetmek neymiş? İlk kez görüyorum. -İşkence çektirdiği bir insana yürüyen bir şeytan ilk kez duyuyor ve görüyorum. Lucy arkasına yaslandı. -O konuya gelecek olursak, aslında ben sana yardım ettim. -Nasıl oldu peki o yardım? Lucy çaydan bir yudum aldı. -O çektiğin acı tamamen oburluk ünvanının yan etkisi, ben üstüne hiçbir şey yapmadım ki yetkim de yok. -“Yetki mi?” -Benim tek yaptığım şey bu acıyı burada çekmeni sağlamaktı. Burada geçirdiğin her bir saat, sizin dünyada bir dakika oluyor. Ayrıca bunu bahane ederek seninle konuşma fırsatı yakalayabildim yani ikimiz içinde kazanç bir durum. Carl arkasına yaslanıp fincandan bir yudum daha aldı. -Neden konuşmak istiyordun? -Orası bana kalsın. -Peki, neden bu ünvanlar var. -Bu da bende kalsın. -Hmm… Bu yetki işi ne peki? -Biz, yani kutsal varlıklar dünyadaki hiçbir canlıya doğrudan bir etkimiz olamaz. Buna Tanrı dahil. -Kader dediğimiz şey doğrudan olmuyor mu? -Aslında bilinenin aksine kader ile Tanrı’nın pek işi yok. Kaderi tamamen dünyanın doğası ayarlıyor. -Anladım. Gördüğüm rüyalar ne peki? -Bunu öğrenmek için de çok erken. Carl fincanı uzattı. -Bir fincan daha var mı? -Baya sevdin bakıyorum. Lucy bir fincan daha doldurdu. -Peki sadete mi gelsek artık Lucy? -Bak bu soru, sordukların arasındaki favorim oldu. Lucy elindeki fincanı masaya bıraktı ve kollarını masanın üstüne koydu. -Seninle anlaşma yapmak istiyorum. -Reddediyorum. Derin bir sessizlik oluştu. -Daha dinlemedin ki? -Bir şeytanla anlaşma imzalayacak kadar delirmedim henüz. -Ama bir dinlesen olmaz mı? Carl derin bir iç çekti. -Çayın hatrına dinleyeceğim ama cevabım belli haberin olsun. -Tamam, tamam. Carl bak ileride çok büyük şeyler olacak. Emin ol aklının ermeyeceği boyutta şeyler ve sen de bu olanların içinde olacaksın. Daha bunlara gelmeden önce daha büyük bir problemin var. O da kaderin. -Nasıl yani? Lucy duraksadı. -Gördüğün kaos dolu rüyayı hatırlıyorsun değil mi? -Evet, tüccarlıktan vazgeçtiğim rüya. -Kaderindeki en büyük değişiklik orada oldu ama kaderin mutlaklığı nettir Carl. Belki oluş zamanı ya da şekli değişti fakat net bir şekilde olacak ve… -Ve? Lucy yere doğru baktı. -Sen öleceksin. Carl’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Lucy devam etti. -Kaderine karşı gelmek için benimle bir olmanı istiyorum Carl. -Neden benim için uğraşıyorsun peki? -Orası bende kalsın. -Bir yeri de bende kalsa keşke. -Üzgünüm. -Neyse… -Kabul edecek misin? Carl fincanı masaya koydu ve ayağa kalktı. Gülümsedi. -Fikrimin değişmeyeceğini söylemiştim. Lucy panikle Carl’ın üstüne atılıp kolundan tuttu. -Peki kaderin ne olacak? Lucy’nin endişesi yüzünden okunuyordu. -Lucy, senin endişen bana bir şey olacağından değil. Silahına bir şey olacağından değil mi? -... -Kendi kaderimi kendim yazarım. Bir gün karşı karşıya gelirsek bu yaptıklarının hiçbirini unutmayacağıma söz veriyorum. Lucy, Carl’a yavaşça sarıldı. -Aptal… Haklısın seni silah olarak görüyorum fakat gerçekten senin gibi birini kaybetmek istemiyorum. -Niye? -Önceki… Neyse, boş ver… -Önceki ney? -Boş ver. -Tamam. -Rüyalarına yani bana güven lütfen olur mu? -Rüyalarımın sebebi sen misin? -... -Teşekkürler Lucy. Lucy, Carl’ı daha çok sıktı. -Beni unutma. Söz mü? -Söz. -Görüşürüz Carl. -Görüşürüz. BÖLÜM BİTER…