Bolum 47
Carl gözlerini açtı, sağına baktı ve Sun’u gördü. Sun, Carl’ı görünce ayağa kalkıp yanına geldi. -Ne oldu Carl? -Önemli bir şey değil, sadece savaşın getirdiği bir bedel diyelim. -Şimdi ne yapıyoruz? Carl yavaşça ayağa kalkmaya başladı, Sun destek olmak istedi ama Carl eliyle durdurdu onu. Ayağa kalktı. -Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Geri dönüp uzun bir rapor vermemiz gerekiyor sadece. -Doğru. -Alice işini ne yaptın? -Hallettim sorun yok. -İyi o zaman. Hazırlan da çıkalım. — Luna ile İsabel çardakta oturmuş beraber çay içiyorlardı. -İşte burada Carl sayesinde gerçek babamı tanıyabildim. -Carl sayesinde mi? -Evet. O esnada İsabel’in gözüne bir şey çarpmış gibi dikkatle Luna’nın arkasına bakmaya başladı. Onların yanına doğru gelen Carl ile Sun’u fark ettiği gibi ayağa kalktı ve yanlarına koşmaya başladı. -Carl abi! Luna sevinçle arkasını döndü. İsabel, Carl’ın kucağına atladı. Carl, İsabel’in kafasının okşadı. -Hoşgeldin abi! -Hoşbulduk İsabel, alışabildin mi bakalım? -Luna abla sayesinde hemencecik alıştım. Carl, İsabel’i yavaşça kucağından indirdi ve Luna’nın yanına geldi. Luna, Carl’a sarıldı ve kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı. -Bu gece müsaitsindir umarım. Carl gülümsedi. -Her zaman. Luna sarılmayı bırakıp Sun’u da selamladı. -Umarım Carl seni çok zorlamamıştır Sun. -Bilakis Luna hanım, Carl olmasaydı hiçbir şey yapamazdım. -Neler yaşadığınızı anlatmayacak mısınız? Carl lafa girdi. -Önce babanlarla konuşsak daha iyi olur Luna. Hem ben sana kişisel olarak anlatmak isterim. Luna’nın hafiften yüzü kızardı ve saçını okşadı. İsabel ifadesiz bir suratla izliyordu. -Sen öyle diyorsan Carl. -“Luna abla, abimin yanında kedi kesiliyor, bana gelince aslan…” -O zaman bize müsade iyi eğlenceler size. -Görüşürüz Carl. -Görüşürüz abi! Carl ve Sun ayrıldılar. Sun sırıtarak Carl’a döndü. -Kulağına güzel şeyler fısıldadı herhalde. -Seni hiç alakadar etmiyor bence. -Tamam, tamam kızma hemen. Carl gülümsedi. -Ev gibisi yok. -“Ev demişken bir ara annemleri de ziyaret edeyim.” Yüzünde düşünceli bir tavır belirdi. -“Fakat o şeytan… Beni tanıyor gibiydi. Daha doğrusu, sanki benim tanımadığım beni tanıyor gibiydi.” — Kaviel ve Reiji dehşet ve şok içinde Carl’a bakıyorlardı, Sun sessizce dinliyordu. Reiji kollarını birleştirdi. -Demek Phthonus hala yaşıyordu. -Artık yaşamıyor Reiji hocam. -İyi iş Carl ve Sun sizi tebrik ediyorum. -Sağ olun Kaviel efendi. -Sağ olun Kaviel bey. Reiji’nin tek takıldığı şey Phthonus değil gibiydi. Göz ucuyla Carl’ı süzüyordu. Carl bunu fark etti ve merakla Reiji’ye döndü. -Hocam bir şey mi oldu? -Yok bir şey. Carl kafasını Kaviel’e çevirdi. Reiji ise bakmaya devam ediyordu. -Anladım. -“Bu olanlar gerçekten şok edici ve tüylerimi diken diken etmeye yetiyor fakat asıl şey… Carl seni her gördüğümde daha çok insanlığını yitiriyorsun gibime geliyor. On beş yaşında bir çocuğu bırak, bir insana göre gözlerin fazla boş bakıyor. Sanki ne olursa olsun şaşırmayacak gözlermiş gibi, sanki ne yaparsan yap hepsini kabullenecek umursamaz gözler gibi duruyor.” Carl Elleriyle vücudunu kapatarak. -Reiji hocam ürpertici bakışlarınız beni korkutuyor yapmayın lütfen. Ayrıca benim bir sevgilim var! Reiji dışında masadaki herkes güldü. Reiji ufak bir gülümseme takındı. -“Ne olursa olsun aynı Carl ama hala aklım almıyor bu kadar şeye rağmen nasıl değişmiyor ya da değişiyor da bize bunu nasıl fark ettirmiyor. Gerçek bir oyuncu.” — Gece olmuş dolunay yeryüzünü aydınlatmaya başlamıştı. Luna camdan Ay’ı izliyordu, kapı çaldı. -Luna benim, Carl. -Gel. Carl içeri girdi, yavaşça kapıyı kapattı ve ağır adımlarla Luna’nın yanına gitti ve o da camdan bakmaya başladı. Luna, Carl’a baktı. -Aklına takılan bir şey mi var? Carl gülümsedi. -Her zamanki gibi gözünden hiçbir şey kaçmıyor. -Sevgilinim sonuçta. -Bütün olanları dinlemek istediğine emin misin baya bir uzun sonuçta. Luna gülümseyerek Carl’a baktı. -Ağzından çıkan bütün kelimeleri hiç sıkılmadan dinlerim. -Vay, vay, vay laflara bak. -Hehe. Luna yatağa oturdu. -Bir şartım var ama. -Neymiş bakalım. -Bütün hepsini bana sarılarak anlatacaksın. Carl da yatağa oturup sırtını yasladı, Luna Carl’ın göğsüne başını koyup uzandı. Carl, Luna’ya omzundan sarıldı. -Şimdi anlat. -Tamamdır prenses. Bu şekilde neredeyse hiç kımıldamadan Carl bütün olanları anlattı. Bir konu hariç. -Hepsi bu kadardı. -“Lucy’i anlatmalı mıyım acaba?” Kısa bir sessizlik oluştu. Luna ilk başta sadece kafasını çevirip Carl’a baktı, Carl merakla Luna’ya bakmaya başladı. Sonrasında Luna bir şeyden rahatsızmış gibi tamamen Carl’a döndü. Üstünde mavi bir pijama vardı, Carl ise beyaz T-Shirt ve siyah bir şort giyiyordu. -Carl, hala bir şeyler eksik bence. -Nasıl yani? -Sanki bir şey konusunda emin değilsin. -“Kahin misin sen be kızım.” Carl yatağın yanındaki camdan Ay’a baktı ve tekrardan Luna’ya döndü. -Aslında haklısın. -Ehe. Bu şekilde Carl, Lucy hakkında olan her şeyi de anlattı. Luna büyük bir şaşkınlık içinde neredeyse gözlerini kırpmadan dinledi. Carl iyice durgunlaşmıştı. -Çok garip, sanki seni tanıyormuş gibi. -Evet büyük bir gizem olduğu aşikar. -“Bir şeytanı mı ayarttı yani Carl? Benim kıskanmamın da bir sınırı var. Bir şey diyemedim şimdi.” Carl kafasını aşağı doğru çevirdi. Gözleri sisli, içi isliydi. Anlamsız bakışlar vardı Carl’ın gözünde. Sanki hayata olan beklentileri, heyecanları, merakları, şaşkınları bunların hepsini kaybetmiş gibiydi. Gibisinin fazla olup olmadığı bir muamma tabii. -Çok yoruldum ya. Luna ne diyeceğini bilemedi. Daha doğrusu karşısında gördüğü kişiye kelimeler yeter miydi ki? Hiç sanmıyorum. Onu motive etmek, o sönmüş ateşi yakmak istiyordu fakat ne çakmağı, ne ateş yakacağı iki taşı vardı. -“Ne desem bilemiyorum artık. Carl’ı her gördüğümde daha da bu dünyadan kopuyormuş gibi duruyor. Ona karşı ne yapabileceğimi hiç anlamıyorum… Aslında…” Luna eliyle yavaşça Carl’ın başının arkasından tutup bağrına bastırdı. Kelimeler kifayetsiz kalıyordu evet ama bir şey vardı ki kelimelere ihtiyaç duymuyordu zaten: Sevgi. Carl’ın o ifadesiz gözleri ardına kadar açıldı ve tekrardan hayatla dolmuş gibi ışıldamaya başladı ve sıkıca, tek kelime dahi etmeden Luna’ya sarıldı. Öylece kaldılar. Luna gülümsedi. -“Çok düşünmeme gerek yok ki. O benim sevgimi kelimeler olmadan da anlar sonuçta.” Carl durgun ve sessiz bir sesle fısıldadı. -Teşekkürler. -“En azından kafamı rahatlatıp hiç bir şey düşünmediğim bir yer var.” — Luna, Carl ve Kaviel bir kahvaltı masasında oturmuş yemek yiyorlardı. Kaviel, Carl’a döndü. -Carl Yıldızlar Akademisini duydun mu hiç? -Şu gelecek vaat eden ve varlıklı çocukların eğitim aldığı yer mi? -Evet, senden ufak bir ricam olacaktı da. -Buyrun Kaviel Bey dinliyorum. Kaviel çayından bir yudum aldı. -Belli bir süre eğitmenlik yapabilir misin? Luna merakla Kaviel’e baktı. -Baba bu nereden çıktı peki? -Açıkçası Carl’ın gücünü hepimiz biliyoruz ve o akademideki çocuklar geleceğin bölük komutanları hatta belki mızrakları. Carl elindeki çatalı masaya koydu. -Şu an krallıkta ne kadar mızrak var Kaviel Bey? -“Mızrakları duymuştum, bölük komutanlarından bile üst bir seviye ama halkın mızraklar konusundaki bilgileri, sadece var oldukları.” -Aslında Reiji’ye çok kez teklif ettim fakat hepsini geri çevirdi. Carl gülümsedi. -Şaşırtmadı. -Onu saymazsak üç tane var. -Sadece üç tane demek… Kaviel’in yüzü aniden ciddileşti. -Şu an ülkemiz diplomasi bakımından çok problem yaşamıyor fakat Carl, senin varlığın bütün dengeleri alt üst edebilir. -Doğru, sonuçta tamamen yeni bir tür diyebiliriz bu gizli ünvana sahip olanlara. -Ki sen onlar içinde bile bir istisnasın. -Şu beyaz güç… -Evet, bu sebepten ortalığın kızışması an meselesi. Ne kadar halktan gizliyor olsakta krallara yakın olan bütün bürokratlar bu konudan haberdar. -O derece yayıldı demek. Kaviel mendil ile ağzını sildi. -Normal; Hades, Loki, Phthonus bunlar çok büyük etki yarattılar hele ki Loki. -Kralın oğlunda bu durumun olması ve bunu bizzat böyle bir kralın görmüş olması tedirgin edici. -Ve hala ortalıkta dolaşan bir çağrıcı var. -Minotor olayı… Luna konuşmaya dahil olmadan sadece dinliyordu. Carl ağzını silip arkasına yaslandı. -Yani gelecekte olabilecek savaşlara karşı asker eksiğimiz var ve benden asker eğitmemi istiyorsunuz. Doğru mu anladım? -Tam olarak öyle diyebiliriz. -Pek etkili olacağını sanmıyorum. Karşımızda duran güç doğaüstü bir güç ve kısa süreli bir eğitim pek işe yaramaz. -Doğru söylüyorsun fakat Carl herhangi bir durumda şu an sadece bölük komutanları, mızraklar ve sen koruyabiliyorsunuz koskoca krallığı. En azından siz yokken sivilleri koruyabilecek derecede güçlü askerlere ihtiyacımız var. -Doğru… Luna lafa girdi. -Bence hiç fena olmazdı. Hem akademide biraz kafa dağıtmış olursun. Carl elini çenesine koydu. -... Tamam biraz bakayım ama benim de güçlenmem gerekiyor. Kaviel merakla kafasını eğdi. -Aklında bir şey var mı peki? -Biraz daha seviye kasmam gerek. -Kaç seviyesin ki? -Dört yüz doksan dokuz. Derin bir sessizlik oluştu. Luna içtiği suyu yavaşça masaya bıraktı. Kaviel ifadesiz gözlerle Carl’a bakmaya başladı. İkisi birden lafa girdi. -Cidden mi? -Ne oldu ki? Luna dayanamayıp bağırdı. Kaviel ise kıkırdamaya başladı. -Elmas yani beş yüz seviyeyi geçen bütün maceracılar mızrak olarak kabul görüyor. Hani o üç tane olan sadece! Carl sakince çayını yudumladı. -Ne güzel. -Ne demek “Ne güzel.”? Luna eliyle alnını tutup iç çekti. Kaviel gülmeyi bırakıp lafa girdi. -Carl mızrakların üçü de kırk yaşlarında, sen on beş yaşındasın. Anladın mı? -İyimiş. Sonuç olarak mızrak değilim. -Umursamazlığa bak. Carl gülümsedi. -Neyse aklıma takılan bir şey vardı onu araştıracağım. Luna meraklı gözlerle Carl’a baktı. -Ne peki bu yine tehlikeli bir şey mi? Carl alaycı bir gülümseme takındı. -Seninle olmak kadar tehlikeli değil. Derin bir sessizlik, adeta bir okyanus gibi. Kaviel kendini tutamayıp kıkırdamaya başladı. -“Öyle ölmez, füze atsaydın.” Luna hiçbir şey demeden ayağa kalktı. Yavaşça Carl’ın yanına gidip kolunu tuttu ve ayağa kaldırdı onu. Carl’ın kolunu havaya kaldırdı. -Luna? Isırdı. Bildiğiniz ısırdı ama şakasına değil gerçekten koparmak istiyormuş gibiydi. Carl acı içinde kolunu sallamaya başladı fakat Luna yırtıcı bir kurt gibi ısırmış, bırakmıyordu. -Ah! Ah! Luna! Luna bırak, bırak! Şakaydı, şaka şaka! Luna Carl’ı bıraktı. Yüzünü şişirip sırtını döndü. -Hmp! Kaviel daha fazla tutamadı kahkaha atmaya başaldı. -HAHAHAHA! Geçmiş olsun Carl. Carl kafasını eğdi, Luna kafasını başka yöne çevirdi. -Senin gibi harika bir insana uyum sağlamak zor gerçekten. Luna duraksadı. Kaviel gülümsedi. -“İyi kurtardı.” Hiçbir şey demeden yerine gidip oturdu fakat yüzündeki gülümseme mutluluğunu ele veriyordu. Carl, Kaviel’e döndü -Şu seviye tabletindeki üstü okunmayan kısım vardı hani Kaviel Bey. Onu araştıracağım. -O akademideki kitapların hiçbir kopyasını başka yerde bulamazsın. Güzel bir fırsat bence. -Doğru ne zaman başlıyorum? -Bir sonraki dersleri bir saate başlayacak ne dersin? -O kadar hızlı olur mu? -Kralım ben, unuttun mu? -“Doğru ya adamla olan samimiyetimizden kral olduğunu unutmuşum.” BÖLÜM BİTER…