Bolum 48

Carl tek başına bir sokakta yürüyordu. Belli bir süre yürüdükten sonra karşısında devasa bir kampüsle karşılaştı. Kampüsün içinde neredeyse bir yerden diğer yere gitmek için araç gerekliydi denebilir. -Hayatı boyunca okul okumamış biri böyle bir okula akademisyen gidiyor… Hiç iç açıcı değil. Carl girişte duran görevlinin yanına gitti. -Merhabalar. -Buyrun efendim ne için gelmiştiniz. Maceracı kartını açtı ve gösterdi Carl. -İsmim Carl Yangin bahsetmiş olmalılar. Görevli olan adam şaşkınlıkla eliyle içeriyi gösterdi. -Buyrun Carl Efendi. -Bu kadar resmiyete gerek yok. -Tamamdır Carl Bey. -“Çok bir şey değişmedi ama neyse.” Carl içeri doğru girerken Görevli adam bir arama yaptı. -Evet efendim kendisi teşrif etmiş bulunmakta. Carl bu şehir gibi kampüsün içine girdi ortada şatafatlı bir süs havuzu vardı. Carl tam havuzun yanına geldi bir ses yükseldi. -Carl sen olmalısın. Carl kafasını çevirdi ona doğru gelen bir yetmiş üç boyunda, siyah saçlı, kırmızı gözlü bir kadını gördü. -Doğrudur siz kimdiniz? -İsmin Elis memnun oldum Carl Hocam. -Eğitmen misiniz burada? -Yedi senedir buradayım. Elis, Carl’ın yanına kadar geldi ve elini uzattı, Carl da sıktı. -Bebekken falan mı başladınız buraya? -İltifatınız beni ne kadar mutlu etti anlatamam. -Bu kadar resmiyete gerek yok sanki. -Sen nasıl istersen Carl. Ders başlamak üzeredir yavaştan gidelim mi? -Yolu gösterirsen neden olmasın? Birlikte yürümeye başladılar. -Aslında Carl seni herkes benim gibi sıcak karşılamayacak. -Açıkçası beklediğim şey bu zaten. Senin karşılaman şaşırttı beni. -Ben senin ismini Luna’dan hep duyduğum için biliyorum. -Tanışıyor musunuz? -Özel ders diyelim. Elis’in yüzündeki o sıcaklık kayboldu ve bir ciddiyet kapladı. -Bu sebepten bu eğitimin konsepti biraz değişti. -Nasıl yani? -Konferans gibi düşün. Şu an gittiğin yerde akademideki bütün öğrenciler ve eğitmenler seni bekliyor. Carl alaycı bir gülümseme takındı. -Daha ilk günden ne bu iş? Maaşıma zam istiyorum. Elis de gülümsedi. -Kendini kabul ettirmeni istiyor gibiler. -Normal, öğrencilerden küçük bir eğitmen. Nasıl gözle baktıklarını düşünmek zor değil. -İşin zor. -Hallederim. Elis, Carl’a baktı. -Aklında var bir şeyler gibi duruyor. Carl sadece gülümseyerek Elis’e baktı. Elis cevabını almış gibi tekrardan önüne baktı. -Geldik sayılır. Biraz daha yürüdükten sonra devasa bir yapının yanına gittiler: Kolezyum. Carl ifadesiz bir suratla Elis’e döndü. Elis kafasını başka yöne çevirdi. -Cidden kolezyum mu? -... Kapının önünde ayrıldılar Carl tek başına devam etti, Elis seyirci kısmına gitti. Carl sanki bir gladyatör gibi sahneye çıktı. Yavaş, kendinden emin, sadece önüne bakarak. Koskoca kolezyum ağzına kadar doluydu. Etraftan Carl hakkında çok iyi cümleler duyulmuyordu. -Şuna bak kodumun veledi torpille gelmiş bize eğitim verecek. -Birde utanmadan o kadar insanın önüne çıkıyor. -Arsız bir savaşçı işte. Carl ifadesizce sahnenin ortasına kadar gelip durdu. -“Beni tanımadıkları için böyle konuşmaları normal.” Aniden hırslı bir gülümseme belirdi yüzünde. Gözleri alev aldı. -“Tanıtmak gerekiyor.” Kükrek gibi yüksek, kalın fakat bozuk olmayan bir sesle bağırmaya başladı. -SESSİZLİK! Herkes bir anda buz kesti. O dönen konuşmaların hepsi durmuştu. -Şimdi güzel öğrenciler ve eğitmenler gereksiz konuşmaları sevmem bu yüzden hemen sadete giriyorum. Biliyorum sizin gözünüzde on beş yaşında, torpilli, savaşçı bir veledim. Dediklerinize kesinlike katılıyorum! Bütün bir kolezyum şaşkınlık içinde donakaldı. -Fakat bir gerçek var ben eğitmenim ve sizler öğrenci. Yani ne olursa olsun benim altımsınız! Bunu kabul etmeyen herkes, eğitmenler dahil ellerini kaldırsınlar lütfen. Bunu demesinin üstüne neredeyse bütün öğrenciler elini kaldırdı, yüz elli eğitmenden ellisi elini kaldırdı. Carl gülümsedi. -Şimdi bu elini kaldıran herkesi karşıma bekliyorum. O kadar insan aniden hiçbir şey demeden donakaldılar. Eğitmenlerden yeşil saçlı bir adam şiddetle bağırarak bu sessizliği bozdu. -Seni ukala velet! Haddini aşma! Carl alaycı bir gülümseme ile ona bile bakmadan konuştu. -Sesini duyamıyorum da buraya gelip konuş lütfen. Diyeceğim de çıt yok baksana. Bütün o cesur aslanlar kedi kesildi. Hadi gelsenize bekliyorum geçin karşıma! Yeşil saçlı adam olduğu yerden Carl’ın karşısına kadar atladı. -Ne dedin sen? -Ne duyduysan o. Adam tam Carl’a saldıracakken Carl adamın kolunu tuttu. -Biraz bekle minik kedi. Hepinizle birlikte yapacağım, teker teker değil. Adam iyice öfkeden kudurmasına rağmen geri çekildi. Derken öğrencilerden iki yüz kişi sahneye indi, eğitmenlerden ise on tane. Elis endişeli bir tavırla izliyordu. -“Yaptı yapacağını…” Carl gülümsedi. -Bu kadar mıydı yani? Neyse, gelin! Hiçbir hareket olmadı. Carl iki kılıcını da kabzasından çıkarmadan aldı. -Ben gelirim o zaman. Bir anda yok oldu Carl. Büyük bir kaosla öğrenciler bağırmaya başladı. Carl teker teker bütün öğrencileri bayıltıyordu. bir, iki, üç, dört derken aniden iki yüz öğrenci birden yerde yatıyordu. Bütün bir kolezyum şok içinde Carl’a bakıyordu. Her insanın ağzından bir kelime dökülüyordu. -Canavar. Carl eğitmenlere baktı. -Şu çocukları toplayın da devam edelim. Yeşil saçlı terlemeye başlamıştı. -“Hassiktir lan buradaki öğrencilerin hepsi yetenekli öğrencilerdi. Hepsini hiçmiş gibi bir anda bayılttı. Bu çocuk hiç normal değil.” İki yüz öğrenciyi büyü ve çağrılan canavarlarla birlikte hızlıca çıkardılar. Carl kılıçlarını hala çekmemişti. -Hadi, devam edelim o zaman. Karşısında on tane eğitmen duruyordu Carl’ın. Yeşil saçlı adam eliyle yeri tuttu, elinin etrafında dallar oluştu ve toprağın içine doğru kök saldı eli resmen. Carl’ın olduğu yerin altından bir ağaç gibi odundan büyük bir el Carl’ı yakalamak için avcu açık bir şekilde belirdi ve sıkıca elini kapattı. Carl kaçınmak için sadece zıpladı o esnada beyaz gözlü, sarı saçlı bir kadın ve kırmızı saçlı bir erkek beş metre boyunda bir kuşun üstünde uçuyordu. Kırmızı saçlı olanın elinde bir yüzük vardı ve kuş Carl’ın etrafında çember çizerken kadın elindeki asa ile etrafa birden fazla büyü çemberi bırakıyordu. İki farklı eğitmenin birinin elinde bir keskin nişancı, diğerinin elinde bir taarruz tüfeği vardı. İkisi de Carl’ın altında nişan almış bir şekilde duruyordu. Yeşil saçlı olanın arkasından bir odun parçası Carl’ın üstüne doğru sanki bir mızrak gibi ilerliyordu. Eğitmenlerin arasında üç tane şifacı vardı. Biri nişancıların, diğeri yeşil saçlının yanındaydı. Sonuncusu ise iki tane farklı büyücünün yanındaydı. İki büyücüde ortak bir çember hazırlıyorlardı, bu çemberden devasa bir alev topu fırladı. Bunların hepsi olurken Carl sadece bekliyordu. Kuş ile uçan büyücünün açtığı çemberler de tetiklendi ve hepsinden farklı elementlerden saldırı gelmeye başladı. Carl gülümsedi, kılıçlarını çekti. -Şimdiden üzgünüm meslektaşlarım! Carl’ın sırtında aniden dört tane kanat belirdi. -“Çok kısa süre için oburluk zarar vermez herhalde.” Saldırılar tam ona geldiğinde Carl aniden yok oldu, yok olmasıyla birlikte saldırıların neredeyse hepsi ya patladı ya yok oldu. Kalanlar ise gökyüzüne doğru gittiler. Carl olduğu yerde tekrar belirdi kanatlarının ikisini kapatmıştı. Bütün bir kolezyum şok içinde Carl’a bakıyordu. Carl’ın yüzünü yıldızların bile aydınlatamayacağı bir karanlık bürüdü. -Sıra bende. Carl hızlı bir uçuş ile kuşun üstüne uçtu, kuşu kesti, üstündekilere kılıcının arkasıyla vurarak bayılttı. -İki. Yere bir meteor gibi indi ve inmesiyle nişancılar ve yanındaki bir şifacının dengeleri kayboldu. Carl üçünü de aynı şekilde bayılttı. -Beş. Yan yana duran büyücüler ayrı ayrı büyü yapmayı denediler fakat nafile. Sonuçları aynı oldu. -Yedi. Büyücülerin yanındaki siyah saçlı, kahverengi gözlü kadın ellerini kaldırdı. -Pes. Carl gülümseyip yanından geçti. -Mantıklı. Sekiz. Yeşil saçlı şiddetle bağırdı. -Hadi lan ordan! Bir dalga gibi odun parçaları Carl’ın üstüne gitmeye başladı. Odunlar, Carl’a tam yaklaştığında dokunaç gibi saldırmaya başladı. Carl hepsini kesip hızlıca yeşil saçlının arkasındaki şifacının yanına gidip aynı şekilde bayılttı. Yüzünde sıcak bir gülümseme ile Yeşil saçlıya döndü. -Dokuz. Teslim oluyor musun? -Canın cehenneme! Adam tam büyü yapmaya kalktı ki Carl onu da bayılttı. -On, son. Bütün bir kolezyum dehşet içinde Carl’a bakıyordu. Carl kılıçlarını kınına koydu. -Evet, başka sorunu olan var mıydı? Derin bir sükunet. -Güzel. Tek pes eden kadın Carl’ın yanına gelip elini uzattı. -İsmim Patricia, seninle iyi geçinmek isterim Carl. Carl sıcak bir gülümseme takındı ve elini sıktı. -Memnun oldum Patricia, ne mutlu bana o zaman. Patricia ufaktan şaşırdı. -“Aslında sıcak biri gibi duruyor. Görünenin aksine tabii.” — Carl üç katlı, her katında bol bol cam bulunan zarif motifler kullanılmış ve en tepesinde altı tane mızrak olan bir yapının önünde duruyordu. -Demek kütüphane burası. Yanına Elis geldi. -İlk buraya gelmeni beklemezdim. Carl ciddi bir suratla Elis’e baktı. -Kastan beyinliyim diye düşündün değil mi? Elis tatlı bir paniğe kapıldı. -Hayır, hayır yanlış konuştuğum için özür dilerim. Carl gülümsedi. -Şaka yapıyorum. Dışarıdan öyle gözükmem normal ama okumayı severim. Reiji Hocamın evindeki her kitabı okumuşumdur. -Reiji Bey demek he… Neyse, araştırmak istediğin spesifik bir konu var gibi duruyor. -Evet, aslında Elis benim araştırmak istediğim konuların bahsinin geçtiği hiçbir kitap bulamadım. -Mesela? -Şu seviye tabletindeki okunmayan kısım gibi. -Anladım… Aslında yardımcı olabilirim. -Çok memnun olurum. -Takip et beni. BÖLÜM BİTER…