Bolum 12

Carl ve Reiji batı ormanın derinliklerine inmişti, bir tane ork bulmuşlardı. Reiji: İlerideki orku görüyor musun Carl? Carl pişkin, pişkin sırıttı. Carl: He, o “sana girsin” der gibi girdin Reiji-san. Reiji: Hâlâ şaka yapabildiğine göre en iyisi ben seni orkun kafasına doğru fırlatayım. Carl: Sakın Reiji-san, ölmek için gencim. Carl: “Böyle şaka yapma sebebim stresimi bastırmak aslında. Neyse Carl artık geldin, şu orku yenmen gerek!” Carl endişeli bir suratla orku izlemeye başladı. Devasa gölgesinin heybeti tehdit salmaya yeterliydi. Fakat bununla birlikte kanla kaplı tuttuğu gürz… Bu kan belki ormanın içindeki bir canlının, hatta bir insanın bedeninden çıkmış bir kan olabilirdi. Carl kafasını iki yana sallayıp orkun önüne attı kendini. Ork, iki kılıcını çekmiş olan Carl’a kana susamış kırmızı gözleriyle öyle bir bakmaya başladı ki adeta ruhuna bakarmış gibi. -“ Aynı diğer ork gibi hareket etmemi bekliyor, güzel.” -“Şimdi seviye 5 olduğumdan ötürü 100 manam var. Zaten Earthquake bu canavara işlemez. Elimde adamakıllı üç seçenek kalıyor: ya X Defence, Rage, 2 Razor Dash; ya da Razor Dash yerine 3 Dash. O da olmazsa 1 Dash 1 Razor Dash. Buna göre savaşmam gerekiyor.” Carl bütün hızıyla kılıçlarını önde tutar bir şekilde koşmaya başladı. -“İlk önce başını kesmek için yere sermem lazım, yani istikamet bacaklar!!” Carl koşmaya başlayınca ork gürzünü havaya kaldırıdı. Kaldırmasıyla birlikte; daha tepeye ulaşmamış olan güneşi, dolunaydaki ay gibi yutar. Fakat bu dolunay al rengiydi. Ork gürzünü tepeden aşağı doğru indirmeye başladi ki bunu gören Reiji başta panikleyip ileri atılmaya yeltensese de kendini tuttu. - Böyle bir gencin önümde ölmesini izlemek… Dudağını ısırdı. -Kurtarırsam hem onun onuruna hem kendi onuruma zarar vermiş olurum, o yüzden izlemeye devam etmeliyim. Gürz Carl’ın olduğu yere indi ve öyle bir indi ki gürzün bütün bir etrafı tozla kaplandı. -“X Defence!” Ork gürzü tam kaldırmadan orada, iki kılıcı tıpkı bir ışık gibi parıldayan bir silüet gözükür. Reiji’nin şaşkınlıktan göz bebekleri büyüdü. -“Bu saldırıyı böyle bir velet nasıl bloklayabilir? Burada X Defence’yi kullansa bile çok sağlam bir fiziksel güç ister. Bu çoçukta nasıl var bundan!” Carl tamamen gözüktü ve yüzünde bir gülümsemeyle X pozisyonunda duruyordu. -“Tek bir şansım var! RAGE!!” Carl’ın ışık gibi parlayan kılıçları kırmızı bir aura yaymaya başladı. -“Ölüm korkusu tetiklenmiş olmalı. Bacaklarına doğru!” Orkun eli armut toplamıyordu tabii, Carl’ı görünce gürzünü tam kaldırmadan tekrardan aşağı indirmeye başladı. Gürz tam Carl’a çarpacakken Carl X pozisyonunu bozmadan hızlı bir şekilde öne doğru atıldı. Ork kaçtığını fark eden Carl’a hızlı toparlanmak için vuruşunu hafif bir şekilde tamamladı. Ona rağmen gücü etrafı sarsmaya yetti. Reiji daha da şaşırdı. -“Az önce Dash atmadı bu velet, nasıl o kadar hızlı hareket eder?” Carl öyle bir nefes alıp veriyordu ki sanki bütün havayı içine çeker gibiydi. Fakat Carl buna rağmen orkun devasa kesik izleri olan sol bacağına yetişti. -“RAZOR DASH!” Carl, ork’un bacağının hemen arkasında X pozisyonunda belirdi. Hâlihazırda kırmızı aura ile kaplı olan iki kılıç artık taptaze ork kanı ile de kaplıydı ve arka çaprazına bakar şekilde duruyorlardı. -“Acele etmem lazım, ya hep ya hiç!!” Tam kestiği yerden kanlar fışkırmaya başladığında Carl bütün bir hızıyla diğer bacağına vardı. Ork ise aldığı darbeden ötürü dengesini o tarafa doğru kaybetmişti. Carl: Toparlama şansı verir miyim lan!!!!! Carl iki kılıcını da soluna doğru paralel ve birbirine yakın bir şekilde kaldırdı. “Son manam! RAZOR DASH!!!!” Bir rüzgâr gibi bacağının yanından hızla esip geçti. Ayrıca bu rüzgâr adeta bir jilet gibiydi. Pozisyonunu hiç bozmayan Carl’ın bu sefer sadece kılıcı değil, yüzü de ork kanı ile kaplıydı. Reiji kendine hâkim olamaz ve sağ kolunu yukarı kaldırıp Carl’a yüksek bir sesle bağırdı. -Haydi lan velet, yapabilirsin! Son bir darbe!!! Ork dengesini kaybetmiş ve sırt üstüne doğru düşmeye başlamıştı. O ağır cüsse yere doğru düşüyordu! Carl hiç vakit kaybetmeden düşeceği yere doğru koşmaya başladı. Ork tam yere düşecekken Carl da düştüğü yerdeki ağaca doğru zıpladı ve bacaklarıyla tıpkı bir yay gibi kendini sıkıştırdı. Ork yere çarptı ve etraf sanki sisle kaplanmış gibi tozla kaplandı. Bu toz Carl’ı yuttu. Orkun düşüşü yakın çevresindeki ağaçları sarstı, hatta bazılarını yıktı. Reiji: Ne oldu o velete? Toz tam kalkmaya başlarken orkun kafasının 2 metre civarı üstünde, kanlar içinde olan Carl belirdi. 2 kılıcını da gökyüzüne doğru kaldırmıştı. Evet, bir güneşi kapatacak kadar büyük değildi kılıçları ama güneşi öyle bir yansıtıyordu ki sanki tanrının elçisinin kılıcıymış gibi duruyorlardı! Carl: “Eğer vurmadan önce bufflarım biterse imkânı yok o deriyi kesemem!” Carl orkun kellesine doğru, resmen bulutların üstünden atlamış gibi indi ve iki kılıcını birden orkun kellesine bütün gücüyle sapladı. Carl: AAAAAAAHHHHHHHHHHHHHH!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Carl ayaklarının üstüne indi, kılıçları hayalet gibi orkun kellesinin içinden geçer. Carl resmen havadaki bütün oksijeni hızlı hızlı içine çekiyordu. Carl: Huff… huff… huff… Reiji yerinden tamamen fırladı ve Carl’ın oraya doğru koşmaya başladı. Reiji: Başardı mı lan!! Orkun yaralarla kaplı korkutucu kafası artık korkutucu gözükmüyordu. Kafası arkaya doğru eğildi ve kafası tam olarak vücudunu terk etti. O devasa vücuttan beklenildiği şekilde oluk oluk kan akmaya başladı. Kafası ise bir fıskiye gibi çatlattığı yeri suladı. Carl, zor nefes alarak kafasını kaldırdı ve orkun kopmuş olan kafasına baktı. Carl: Huff… huff… Derin bir nefes aldı ve sağ kılıcını tutan elini havaya kaldırdı. O küçücük vücudundan devasa bir savaş narası çıktı. Carl: UUUUAAAAAHHHHHHHHHHH!!!!!! Kendini mutlu ve rahatlamış bir şekilde geriye bıraktı ve yere sırt üstü yattı. Ağzı resmen kulaklarına varan Carl Reiji’ye döndü. -Hahahaha başardım Reiji-san! Carl’ın yanına gelen Reiji bir dizinin üstüne çöktü ve Carl’a doğru çok hafif bir gülümseme takındı. -Adın neydi velet? -Carl. Reiji yüzünde az ama öz bir gülümsemeyle devam etti. -Carl, bundan sonra bana Reiji-sensei de. *sensei=öğretmen* Carl’ın gözünden mutluluk gözyaşları akmaya başladı. -Tamamdır Reiji-sensei! Reiji Carl’a elini uzattı. -Hadi o zaman Carl, gidip bir yemek yiyelim. Yemekler benden. -İşte benim senseim be! Carl Reiji’nin elini tuttu. Reiji Carl’ı tam kaldıracakken Carl piçimsi bir gülümseme takındı. Carl: Reiji-sensei, gülümseyebiliyor muydun sen? Reiji: Piç. Reiji Carl’ın elini bırakıp arkasına döndü ve yürümeye başladı. Carl ise bok çuvalı gibi yere yapıştı. Reiji: Fikrimi değiştirdim, geber… Carl: Reiji-sensei şakaydı sadece. Arkası dönük olan Reiji gülümsedi. Gözüktüğünden beri hiç bu kadar gülümsememişti. — Carl hevesle yanında duran Reiji’ye döndü bir şeyler anlatıyordu. Konuşurken gözüne karşısında duran biri çarptı. Bu kişi çıkış kapısında bekleyen Asteria’ydı. Asteria kapıda Carl’ı görünce bir anda dünyalar onun olmuş gibi mutlu oldu, rahatladu, gözü doldu. Asteria: “Tanrım… Şükürler olsun Carl yaşıyor!” Bu rahatlık uzun sürmedi çünkü Carl bir savaştan çıktığını tipiyle bağırıyordu. Hele sanki kırmızıya boyanmış gibi duran yüzü… Asteria bir anlık panikledi ve ileriye atıldı. Carl Asteria’yı gördüğü için heyecanlandı ve elini sallamaya başladı. Carl: Asteriaaaa! Ben geldii— Asteria Carl’ın neredeyse dibine kadar koştu ve Carl’ın üstüne doğru atladı. Çarpışmadan hemen önce Carl’ın yüzü pek hevesli görünmüyordu. Carl: iim… Asteria Carl’a sıkıca sarıldı, ağlayan yüzünü ise Carl’ın göğsüne doğru bastırdı. Carl ise yüzü mosmor bir şekilde boğuluyor gibi çırpınmaya başladı. Asteria: Carl! Carl! Çok korkuttun beni!! Carl: Ah, ah, e-evet ö-ö-zür— Asteria: Hiç dönmeyeceksin sanmıştım!!! Carl: B-boğuluyoru— Carl’ın ruhu vücudundan süzülmeye başladı. Asteria Carl’ın neredeyse öldüğünü fark edince panikleyip kendini geri çekti ve omuzlarından tutup Carl’ı sallamaya başladı. Reiji ise hiçbir şey söylemeden onları izliyordu. Asteria: Carl!Kendine gel Carl! Reiji: Çocuğu ork öldüremedi diye sen mi öldüreceksin? Neyse işime gelir, ne yaparsan yap. Reiji: “Sevgili yapma yaşları buraya kadar düştü mü?” Bölüm biter…