Bolum 25
Carl barın kapısını açtı ve içeri girmeden kenara geçip eliyle içeriyi gösterdi. Makoto ise gülümseyip içeri girdi. -Teşekkür ederim. -Ne demek. Buyur. Bir masaya oturan Carl ve Makoto konuşmaya başlamadan Carl etrafını süzmeye başladı. Etraf gürültülü olduğundan kelimeler anlaşılmıyordu. -“Evet etraftaki gözler bana pek sıcak bakmıyor. Fakat bunun sebebi Makoto değil gibi, hepsi arkamdaki kılıca bakıyor.” -O zaman teşekkür olarak biralar benden Makoto -Burada misafir sensin saçmalama. -Misafir olmam ısmarlayacağım gerçeğini değiştirmiyor. -Hahahaha seninle inatlaşılmaz gibi. Biralar gelmişti, fakat içilmeden Carl biraların soğukluğunda lafa girdi. -Makoto ilk öncelikle yanlış anlamazsan bu kibarlığının sebebini öğrenebilir miyim? - “Temkinli birisi. İlk önce bir yalan söyleyeyim bakalım.” -Açıkçası bana eski birini hatırlattın o yüzden yardımcı olmak istedim. -Bu eski biri senin için ne yere sahipti? -Eski bir dostumdu fakat o broşürdeki adam yüzünden kaybettim… -Nasıl biriydi? -Fakir ama gururluydu. -Anladım. Makoto bu yalanları neredeyse kendi bile inanacak şekilde söylemişti. Carl ciddiyetini hiç bozmadan gözleriyle bir bıçak gibi Makoto’yu kesiyordu. Makoto İse sadece gülümsüyordu. -Anladım, durumun için çok üzüldüm. Bu katil av seçerken nasıl davranıyor acaba? -Arkadaşım gibi fakir insanları avlıyor. Carl birasından bir yudum aldı ve yavaşça birayı masaya geri koydu. Hiç mimik oynatmadan devam etti. -Yalan söylüyorsun. Makoto bir an duraksadı. Samimi olmayan fakat mutlu bir gülümseme takındı. -Nereden çıkardın bunu? Carl kollarını birleştirip arkasına yaslandı. -Beni test ediyorsun değil mi? Makoto bu sözün üstüne şaşkınlığını saklıyamadı. -“Yalanı anlaması hadi neyse de, onu test ettiğimi nerden anladı?” -Şaşırmana bakarsak doğru bildim. Makoto iyice meraklandı. -Nedeni ise senin zeki olman. Yani sen zenginleri öldürdüğüne dair konuşmanıza kulak misafi olduğumu zaten biliyorsun. Ve bu kadar profesyonel yalan söyleyip, insanlarla iletişimi iyi olan birinin bu kadar basit bir ayrımı kaçıracağını düşünmüyorum. Bu sebepten sen bana o açığı bilerek bırakmış olmalısın. Ayrıca yalan söylüyorsun dediğimde gardını indirip mutluluğunu gösterdin orada sanki beklentilerini karşılamışım gibi bir tepki verdin. Ayrıca ben de bu kadar şüpheli biriyle tanışsam aynı şeyi yapardım. Bu sebepten sana dürüstüm Makoto senden de aynı dürüstlüğü bekliyorum. Makoto şişeyi eline aldı yüzü gülüyordu. -Ahahaha üzgünüm Carl senin dediğin gibi bunu yapmam gerekiyordu fakat bu kadarını anlamanı cidden beklemiyordum. -“Basit bir çocuk değil. Fakat neden bana dürüst yaklaşıyor. Onun için bende şüpheli bir yabancıyım.” Carl bira yudumluyordu. - “Çünkü kendine güveniyor. Kazan kazan meselesi eğer ona yarar sağlayacaksam benimle samimiyet kurmuş oluyor eğer zarar vereceksem beni bir köprü olarak kullanmayı planlıyor. Korkutucu bir zekası var, düşman edinmek istemem” Makoto, ifadesiz bir şekilde birasından bir yudum aldı -“Aslında sadece korkunç bir zekası olduğu için değil, bu kadar zeki biriyle arkadaş olmak benim içinde çok büyük bir artı. Yani kuracağımız bir arkadaşlık ikimize de çok şey katar.” Makoto şişeyi koydu ve Carl’a karşı içten, sıcak bir gülümseme takındı. -Carl sana dürüst olayım, seni dinleme sebebim bir yabancının fikrini merak etmemdi. -Yanlış bir düşünce yapısı değil sonuçta benimde senle tanışmak istememin altında bir fayda arıyor olmam var. -“Makoto gerçekten zeki birisi ayrıca buraları iyi biliyor bana çok şey katar. Sadece fayda olarak bakmasam bile harbi iyi arkadaş olur, çocuk kibar ve zeki.” İkili aniden ciddileşti. -O zaman konumuza dönelim mi? -Doğru diyorsun katil nişancı genelde senin duyduğun üzere zengin insanları hedef alıyor. Aldığı vakit ise tamamen gece vakitleri, ölüm haberleri genelde sabah kişinin cesedinin bulunmasıyla geliyor. Ölü kişinin odasında ya camda ya da duvarda bir delik oluyor. -Yani diyorsun ki bu katil dışardan işini hallediyor. Bir de duvar mı dedin sen? -Tanıklar o şekilde anlatıyor. Bir de evet duvar dedim ateş ettiği şey duvarı delebiliyor. Carl elini çenesine koydu. Düşüncelere daldı. -Dikkatli bir katil… Duvarları bu kadar sessiz bir şekilde delip geçmesi çok garip. Makoto öne doğru eğilip sessizce konuştu. -Bu işte doğaüstü bir şey olduğu düşünülüyor Carl. -Nasıl yani? -Karanlık bir saldırı olduğu üzerine. Bir gün, hizmetçinin önünde adamı vurmuş. Hizmetçinin anlattığına göre duvardan siyah bir ışın gibi bir şey geçmiş, adama tam kafasından isabet etmiş ve öldürmüş. Carl ifadesiz bir şekilde devam etti. -Bir nişancının gücüne baktığımızda seviye atladıkça silah açma gibi bir yeteneği var. -Tabii bununla birlikte açtığı silahın mermisini geliştirecek. -Mesela erken seviyelerde yay açılır ilerledikçe ok çeşitleri zehir, alev, buz gibi gibi. -Birkaç seviye sonra ağır silahlara doğru geçer. Makoto birasından bir yudum aldı ve yerine bırakmadan devam etti. -Ayrıca her silah çağırdığında silaha göre mana harcar ve her sıktığı mermi ya da ok mana götürür. Bu sebepten bir büyücü kadar manaya ihtiyaç duyar. Makoto elindeki şişeyi masaya koydu. Carl devan etti. -Fakat büyücüden ayrılan bir kısmı var, o da kişinin ana silahı manasız üretilen bir silah olduğu için yanında taşıdığı silahı manasız da kullanabilir. -Dediğin doğru fakat taşıyacağı silah yok olmadığı için ağırlığını düşünmek zorunda. İkisi de derin bir iç çekti. Belli bir süre hiçbir kelime dahi etmediler. Ardından Makoto gülümseyip birasını havaya kaldırdı. Makoto’yu gören Carl da gülümsedi. -Bir bira iyi geldi cidden Makoto. Sohbete eşlik etiiğin için teşekkürler. -O zaman şerefe! Şişelerin çakışmasıyla yeni bir arkadaşlık başlamış oldu. İkisi de aynı anda bağırdılar. -ŞEREFE!!! — Carl hana girdi. samimi, mütevazı bir handı. resepsiyonistin yanına gitti -Merhabalar arkadaşım Luna buraya oda kiralamak için gelmişti, ismim Carl size bahsetmiştir. -Merhabalar efendim Luna hanım dokuzuncu odada -Teşekkürler, iyi geceler. -Rica ederim efendim, iyi geceler. Carl koridorda yürüyordu. -Ne yorucu gündü be! Şöyle rahatça uyuyabileceğim. Carl kapıyı çaldı -Luna ben geldim. -Geldim Carl. Luna pijamalarıyla kapıyı açtı yüzü kızarık duruyordu. Carl içeri doğru girdi. -Pijama giydiğin için utanıyor musun? -Aslında öyle pek öyle değil… -Merak etme çok yakışmış. -Teşekkürler fakat… Carl’ın sırtı odaya dönüktü henüz odaya bakmamıştı. Sadece Luna’ya bakıyordu. -Aman utanma bu kadar sanki aynı odada hiç kalma- Carl kafasını odaya çevirdiğinde karşılaştığı manzaraya karşı dehşete düşmüş bir surata sahipti. -Dık… Odada sadece bir tane tekli koltuk ve iki kişilik bir yatak duruyordu. Luna iyice kızarmıştı ve Carl da ölü görmüş gibi odaya bakıyordu. Carl kafasını dahi oynatmadan titrek bir sesle devam etti. -Luna o yatak ikiye falan bölünüyor mu? -Hayır. -Ortadan ikiye ayırayım mı? -Sakın. Carl çaresiz bir gülümseme ile yatağı göstererek Luna’ya döndü. -Şimdi Luna sen bana bir haftalık, tek yataklı bir oda mı kiraladığını söylüyorsun? -Evet… -Nedenini sorabilir miyim? Kısa bir süre sustu. Gözünü sağa kaydırıp kısık bir sesle cevap verdi. -Başka oda yokmuş. -“Tabii yalan fakat harbiden ben niye böyle bir şey yaptım?” - “LUNA?! Bildiğinin yalan söylüyor bu! Niye ki? niye böyle bir oda kiraladın luna?!?! Neyse…” Carl içeri doğru girdi. -Neyse artık öyleyse ben kanepede uyurum. -“Yani gidip yapma gibi bir şey dersem konu farklı boyutlara geçer. En iyisi susayım.” -Duşu var değil mi? -Var, var içinde bornoz da var. -Tamamdır ben bir duş alayım. -“Böyle bir durumda şaka yapmamak en iyisi.” - “Fazla ileri gittim umarım yalan olduğunu anlamaz.” Carl çıplak bir şekilde oyuncak bir ördekle küvette uzanıyordu. Vücudu rahatlamıştı fakat kafası karışıktı. - “Abi niye özellikle tek yataklı bir oda kiraladı? Aklıma tek bir şey geliyor… Saçmalama Carl saçmalama! Ama başka ne olabilir ki? Neyse göreceğiz artık.” Carl bornozu ile içeri girdi. Luna yatakta oturmuş kitap okuyordu Carl’ın girdiğini fark edince kafasını kaldırdı.Carlı bornozla görünce kıpkırmızı olup panikledi. -Carl ne yapıyorsun!!?!?!? Carl alaycı bir gülümseme takındı. -E aynı yatakta yatıcaz buna mı takıldın? -“Hehehehe daha dayanamayacağım biraz dalga geçeyim.” Luna kafasını utanarak tekrardan kitaba indirdi ve mırıldandı. -Anladım. Carl kafasını merakla sol alta eğdi Luna’da kafasını kaldırdı. İkisi de oldukça ifadesizdi. -Luna? -“LAN! CARL’A NE DEDİM BEN AZ ÖNCE?” -Şakaydı Carl. -Neden bu kadar garip bir ifade takındın? -İnandırıcı olsun diye. Demek artık şakalarımı anlayamıyorsun kendimi geliştirdim baya. - “Lütfen inan, lütfen inan!” Carl kanepeye doğru yürüdü. - Gerçekten çok inandırıcıydı. Bir an şok ettin beni. Luna büyük bir rahatlıkla iç çekti. -Çamaşırlarımı unutmuştumda onları alacaktım. Carl çamaşırlarını almış banyoya doğru yürüyordu o sırada Luna ona bakmaya başlamıştı. -“Carl biraz daha bunu yapmaya tek başıma devam edersem utançtan öleceğim lütfen artık sen de bir şeyler yap.” Gecenin zarafeti çökmüştü. Carl uyuyordu fakat aynısı Luna için geçerli değildi. Yatağında oturur pozisyona geçip kanepede uyuyan Carl’ı izlemeye başladı. -“Acaba bugün ne yaptı hiç bir şey anlatmadı. Bir de benim koltukta yatmamı hiç kabul etmiyor, benim yüzümden koltukta yatıyor. Kendimi suçlu hissediyorum. Yua-san oğlunuz niye hiçbir şey yapmıyor?” Luna iki elini yanaklarına koydu ve gülümseyerek Carl’a bakmaya başladı. - “İlk kez benim için bu kadar endişelen ve değer veren bir insanla tanıştım. Sadece bu da değil bana o kadar çok şey kattın ki anlatmaya kalksam bitiremem.” Bir eliyle saçını okşadı. “Bu yüzden seni seviyorum Carl.” Gecenin sessizliğinde belli bir süre sadece o şekilde carlı izledi. Bölüm Biter…