Bolum 27

Carl ciddi bir şekilde konuşmaya başladı. Luna ve Makoto pür dikkat Carl’ı dinliyorlardı. -Makoto bu kadar şeyi araştırdığına göre bu çevredeki zengin insanların konumuna sahip olduğunu varsayıyorum. Sıradaki hedefi yüksek ihtimalle bu tarafta olacağını varsayacağız, çok büyük bir şans istiyor. İhtimali en yüksek olan üç evde pusacağız. Üçümüzden biri görürse her şeyden önce sinyal verip peşine takılacak savaşmaktan kaçınmalı. Ben savaşçı olduğum için gökyüzüne slash atarım Luna ise bir ateş topu. Carl, Makoto’ya döndü. -Senin türün neydi? -Şifacıyım fakat problem değil. İstediğim kişilerin yaralarını iyileştirebilen bir yıldız çağırıyorum emin ol gece fark edersiniz. -Her şey tamam gibi. Sorusu olan var mı? Kısa bir sessizlik oluştu. Ardından Luna merakla bir soru sordu. -Ya hiçbirimiz tutturamazsak -Jackpot için dua edeceğiz. Cevabı duyan makoto kıkırdadı. -Puf. -Makoto sen? -Denemekten başka çaremiz yok -O zaman haritadan bakarak planımızı yapalım. Makoto çantasından bir harita çıkardı. Haritanın üzerinden uzun uzun plan yaptılar. -Plan tamamdır. Hazır mıyız? -Carl ondan önce başbaşa iki kelam etsek olur mu? Carl şaşırdı ve Luna’ya döndü -“Luna ile çok ayrılmamız pek güvenli değil. Güçlü olduğunu biliyorum ama Kaviel-san’a olan sözümü bozamam” -Luna biz kenardaki masada otursak sorun olur mu? -Buyrun ben sizi yalnız bırakayım. Carl ve Makoto kalkıp iki masa ileriye geçtiler. Yüksek olmayan bir tondan konuşuyorlardı. Makoto’nun yüzünde kararsız bir ifade vardı sanki bir yandan konuşmak istemiyordu. -Carl sana biraz geçmişimden bahsetmek istiyorum. -Bu konu ile bağlantılı galiba? -Sadece bir teori fakat bağlantılı diyebiliriz. Makoto derin bir iç çekti. -Carl aslında ben katili tanıyor olabilirim. Carl istifini bozmadan şaşkın ve meraklı bir şekilde devam etti. -Nasıl yani? -Carl ben küçükken Hades diye bir tanıdığım vardı. Henüz sekiz yaşında falandım, pek hatırlamıyorum fakat parça parça hatırlıyorum -Dinliyorum. -Carl… Ben küçükken ne ailem vardı ne kalacak bir yerim. Sokakta kalırken Hades ile tanıştım daha doğrusu gördüm. Sanki iyi giyimli biri ona zulüm ediyordu. Hüngür hüngür ağlayan bir çocuktu. Adam gittikten sonra yanına gidip elimi uzattım fakat o beni görmedi bile, gözünü öyle bir nefret bürümüştü ki elimi bir anda geri çektim. Çocuk bildiğin onları öldüreceğim, intikamımı alacağım diye nefret kusuyordu. Sen ne düşünüyorsun? Carl düşüncelere dalmıştı -“İntikam ve nefret sonuç: Karanlık büyü hmm… Çok yüksek ihtimalle bahsettiği Hades” -Bu Hades hakkında hiç mi bilgin yok başka? Makoto üzgün bir şekilde başını iki yana salladı.. -Ne yazık ki. Carl ayağa kalktı ve gülümseyerek Makoto’ya elini uzattı. - Sıkma canını beraber halledeceğiz -… Carl’ın elini gülerek sıktı. -Çözdükten sonra ben sana bir bira ısmarlayacağım Carl. — Carl ağacın tepesine çıkmış, bir evin ikinci katını izliyordu. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. -“Gece oldu, üçümüz de dağıldık. Luna ile ayrı kalmamız beni geriyor fakat o da benim kadar güçlü sonuçta bir şekilde halleder.” O esnada ağaçların arasından bir çıtırdı geldi. Carl, oltasına balık yakalanmış gibi kafasını çevirip bütün odağını oraya verdi. Ağaçların arasında elinde yay tutan, siyah kapşonlu cübbe giyen biri çıktı. Carl adamın çıkmasıyla sağ kılıcını çekip yukarı doğru hızla savurdu. -“Bu o! Slash!” Attığı slash gökyüzüne doğru uçtu gitti. Slash’i fark eden cübbeli adam, ağaçların arasında seke seke şehrin dışına doğru kaçmaya başladı. Carl kılıcını tekrardan fakat bu sefer cübbeli adamın kaçtığı yere doğru savurdu ve slash attı. -“Gittiğimiz yeri anlasınlar” Carl da aynı onun gibi arkasından sekerek gitmeye başladı. Bu kovalamaca şehir dışına kadar devam etti. En sonunda şehirden çıktılar. Şehirden çıkınca ormana doğru aynı doğrultuda devam ettiler. Adam yeterince uzaklaşınca arkasını dönüp durdu, aynı şekilde Carl da adamın durmasıyla durdu. Adam endişeli ve tehditkar bir sesle konuşmaya başladı. - Sen kimsin ve beni neden takip ediyorsun? - “Bizimkiler gelene kadar onu oyalamam lazım” - Efendim sizi öyle ağaç tepesinde görünce ne yaptığınızı anlamaya çalıştım. - Oradan bakınca o kadar aptal duruyor muyum sence? - “Yemedi.” Adamın üstündeki cübbeden hiçbir uzvu hatta yüzü dahi gözükmüyordu. -Bak eğer şimdi gidersen seni bu işe karıştırmam. Ölmemen için bir şans veriyorum. Carl iki kılıcını da çekti. Yüzünde bir gülümseme ile sağ kılıcını ona doğru doğrulttu -Amma düşünceli çıktın bakıyorum katil bey. Üzgünüm, bu kibar teklifini reddetmek zorundayım! -“Onu öldürmeden yakalamam gerekiyor.” Adam kafasındaki kapüşonu arkaya indirdi. Tanıdık bir sima değildi. Gülümsüyordu. -Sen! Cesaretini takdir ediyorum. Bu sebepten sana adımı bağışlayacağım. Benim adım Hades. Seni öldürecek olan kişi! Carl kararlı bir gülümsemeyle devam etti. -Normalde bir katile kendimi tanıtmam ama senin için bunu bozayım. Ben Carl Yangin. Tanıştığıma hiç memnun olmadım! Hades şaşırmış duruyordu -“Bu krallıkta ilk kez duyduğum bir isim. Ayrıca bir savaşçı bana karşı ne yapabilir ki?” Carl ilk saldırıyı yapmak için sağ kılıcını seri bir şekilde kaldırdı. Kılıcı gören Hades hızla bir hafif makineli silah çağırdı. - “Mesafeyi açık tutarak kazanacağım.” Carl, sağ kılıcını yeri kesercesine sert bir şekilde indirdi. indirmesiyle kılıcından kesik darbesi çıkması bir oldu. Hades gelen kesikten atılmak için sağa doğru atıldı. Kesik, Hades’in yanından yerin tabakasını keserek ilerlemeye devam etti. -“Böyle düşük bir saldı-” Carl, Hades’in sol yukarısında belirdi ve iki birbirine bakan kılıcı yatay bir şekilde bütün gücüyle salladı. -“Aldatmaca mı?” Fakat kestiği tek şey Hades’in gerisinde bıraktığı silüeti oldu. Salladığı yerde şiddetli bir rüzgar oluştu. Açılan menzilden yararlanmak isteyen Hades bütün bir şarjörü Carl’ın üstüne doğru boşalttı. -“Bu mesafeden kaçması imkansız. Daha yere bile inmedi. hem kaçınsa da kaçtığı yere sıkmam gayet kolay olur.” Carl kaçınmadı, bilakis direkt bir şekilde Hadesin üstüne doğru atıldı. kılıçlarıyla Hades’in mermilerini yaprakmışçasına keserek ilerliyordu. Kılıçlarını öyle bir sallıyordu ki sadece siluetleri gözüküyordu. -“ Bune amına koyayım! Otuz mermiyi keserek üstüme koşmak da neymiş?” Carl, açık hedef olan Hades’in sağına doğru döndü ve sol kılıcıyla gard alıp sağ kılıcını havaya kaldırdı. -“Razor Dash!” Carl’ın olduğu yerde bir silüet belirdi. Carl ise sağ kılıcını yere doğru indirmiş, Hades’in arkasında belirmişti. Hades dehşete düşmüş gibiydi. Carl arkasına döndü. Hades, titreyerek şaşkınlıkla sağına doğru baktı. Baktığı yerde sağ kolu yoktu. Oluk, oluk kan akıyordu. O esnada ormanın içinde iki farklı taraftan aynı anda Luna ve Makoto boş araziye girdiler. Hades ve Carl’ı görünce ikisi de hemen yan yana gelip savaş pozisyonlarını aldılar. Makoto korkuyor gibiydi. Korkma sebebinin savaştan olduğunu hiç sanmıyorum. -Hades sen misin? Hades yavaşça başını kaldırdı. Herhalde kolunu kaybetmesinden olacak ki oldukça öfkeli duruyordu. -Evet benim. Sen kimsin? Makoto aldığı cevaptan ötürü dehşete düşmüştü. -NEDEN BÖYLE BİR ŞEY YAPTIN HADES!?!?!?!?? Bölüm Biter…