Bolum 35
Carl, Luna’nın dizine uzanmış karşıya doğru bakıyordu. Luna da Carl’a bakarak saçını okşuyordu. -Carl. -Efendim? -Daha iyi hissediyor musun? -Güzel bir prensesin dizine uzanıp da kötü hissedebilecek bir var mı? Luna kıkırdadı, Carl ise ifadesiz duruyordu ama gerçekten de rahatlamış gibiydi. -Carl ben kimim diye soruyorsun ama bu haldeyken bile hep kendin olabiliyorsun. -Olabilir… -“Sana tekrar tekrar aşık olduğumdandır herhalde.” Carl, Luna’ya doğru döndü. Luna utancından panikledi. -“Önemli bir yere çok yakınsın!” Carl, Luna’nın beline sarıldı ve yüzünü karnına doğru bastırdı. Luna kızarmış bir şekilde kafasını okşamaya devam ediyordu. -“Neden ağlayamıyorum ki?” -Koca bebek. Carl aniden kendini geri çekti ve tekrardan oturdu. Luna’yı yatağa itip o da üstüne doğru gitti. Luna şaşkınlıkla hiçbir şey yapamamıştı. -Carl? Carl, Luna’nın kıyafetini yukarı doğru kaldırdı. Luna gözlerini kapattı. -“İstediğini yap Carl.” Carl, Luna’nın karnını gıdıklamaya başladı. Luna gülerek Carl’ı itmeye çalışıyordu. -Hahahaha Carl dur! Hahaha Carl! Hahaha dur lütfen! -Kimmiş koca bebek bakalım? Carl gıdıklamayı bıraktı. Bu esnada Carl yatakta uzanan Luna’nın üzerinde duruyordu. Birbirlerine bakmaya başladılar. Luna ellerini ağzının orada birleştirdi, kafasının sola çevirdi. -Carl üstümdekiler fazla ağır. Çıkartabilir misin? Carl’ın yüzü kızardı ama daha çok şaşkın duruyordu. -He? - “Doğru duydum değil mi?” Luna kısık bir sesle tekrarladı. -Üstümdekileri çıkarır mısın diyorum. -Anladım. Carl zaten göbeği açık olan Luna’nın kıyafetini yavaşça yukarı doğru çekmeye başladı. İkisi de kızarmışlardı ve farklı yönlere bakıyorlardı. Kıyafet Luna’nın boynuna kadar gelmişti. Luna gözleri gibi mor bir sütyen giyiyordu. Kollarını Carl çıkarsın diye kaldırdı. Carl kıyafeti çıkardı. Luna, Carl’a kızarmış bir şekilde bakıyordu carl ise elini ısırmıştı. -İyi geldi -“Siktir, bakir ruhum sakin ol! Sakin ol!!” Luna yatağa uzantı ve yorganı kenara doğru açtı. -Gelmeyecek misin? Carl’da uzandı fakat Luna’ya sırtı bakıyordu. Luna hayal kırıklığına uğramış gibi yanaklarını şişirdi. Yorganı hala örtmemişlerdi. -İyi geceler Luna -Neden bana bakmıyorsun carl? -“İmkanı yok dayanamam. En iyisi böyle durmak.” -.... Luna kararlı bir şekilde Carl’a yaklaştı. -Hım! o zaman- Luna, Carl’ın boynuna sarıldı, bir bacağını üstüne doğru attı ve iyice kendini kenetledi. -Bende bunu yaparım! -Luna?!?! - “Tatlı kediler düşün, tatlı kedileri düşün, tatlı kedileri düşün Carl!!!” İkisi de huzurlu gözüküyordu. -Luna böyle uyumam biraz zor değil mi? -Niyeymiş o? -Sonuçta hemen sırtıma yapışmış bir prenses var ve prensesin şeyleri biraz fazla büyük… Luna sırıttı. -Sapık. -Bunu çok masummuş gibi söylüyorsun. — Carl gözünü açtığında nerede olduğunu anlamayan gözlerle etrafına baktı. Yanında yüzü gözükmeyen bir adam onunla konuşuyordu. -“Rüya mı? Bu kim peki?” -Carl karanlık mahzen zindanınde ne olduğunu duydun mu? - “Karanlık mahzen mi?” Adam tedirgin gözlerle sağına soluna baktı sonra Carl’a yaklaşıp duyulmak istemiyormuş gibi sesini kıstı. Yüzü hala gözükmüyordu. -Şu geçen çıkan minotor gibi bir sürü canlı görülmüş orada. - “Geçen çıkan minotor mu? Yakın zamanımı kastediyor acaba? Çok şüpheli.” Carl gözlerini açtı. Yüzünde meraklı ve endişeli bir surat vardı. -“En iyisi gidip görmek.” Carl’a sırtından sarılmış olan Luna, kolunu kaşıdı. Gece boyu onu hiç bırakmamış gibiydi. Carl omzunun üstünden Luna’ya baktı ve gülümseyip geri kafasını yastığına koydu. -“En iyisi uyanana kadar beklemek” Çok geçmeden Luna kollarını çekti ayılmaya çalışır gibi gözlerini kaşıdı. -Uyandın mı Carl? -Günaydın. Carl arkasını döndü fakat Luna’nın iç çamaşırıyla olduğunu unutmuş gibiydi. Aniden kızardı. Luna kendine gelmiş halinden memnundu. -“Ahh rüyaya dalmışım unuttum! baksam sorun olmaz herhalde sevgiliyiz sonuçta değil mi?” -Neye kızardın öyle bakalım? - “Kendi ellerimle çok güçlü bir canavar yarattım.” -Carl gözlerini kapatabilir misin? Carl gözlerini pek sorgulamadan kapattı. -Tabii. Luna dudağına bir öpücük kondurdu ve geri çekildi. -Günaydın öpücüğüm mutlu etmedi mi seni? -O kadar mutlu oldum ki ne diyeceğimi bilemedim. Carl yatağın bir köşesine oturdu. -Ben bir karanlık mahzen zindanını araştıracağım. -Neden orası? -İçimden bir his bir şey bulabileceğimi söylüyor. -“Namıdiğer rüyam” Carl ayağa kalktı. Luna yorgana sarılı bir şekilde oturdu. -Ben de geleyim. -Tek gitmem daha iyi olur. -Ama- -Kendim araştırmak istediğimi söyledim. Luna hayal kırıklığına uğramış gibi başını eğdi. -O zaman gece geleceğine dair söz ver bana. Carl gülümseyerek arkasını döndü. -Krallığa elimi kolumu sallayarak gelmemi mi istiyorsun prenses hanım? -Babamla konuşurum onay verir. -“Sinir bozucu düzeyde seni seviyor sonuçta.” -İyi tamam o zaman gece görüşürüz! — Ormanın derinlerinde, ağaçların arasında kocaman iskelet kafası şeklinde bir kurukafa vardı. Bu kuru kafanın girişinde aşağı doğru inen ucu gözükmeyen basamaklar vardı. Carl girişinden kafasını uzatmış karanlığa bakıyordu. -Gerçek hayatta ilk defa bir zindan görüyorum. Sırtında duran meşaleyi eline alıp yaktı ve ağır adımlarla ilerlemeye başladı. -Adı üzerinde gerçekten de karanlık. İyiki almışım meşaleyi. Asıl soru bu garip olay hakkında bir şey bulabilecek miyim? Zindanlar genelde takım halinde işgal edilir sonuçta içinde çeşit çeşit güçlü canavarlar var. E tabii ödülleri de sağlam oluyor sonuçta. Bu dipsiz karanlığın sonunda bir ışık belirmişti. -Geldik gibi he. Carl yüzünde kararlı ve heyecanlı bir gülümseme ile son basamağa bastı. -Bakalım neler bekliyor bizi. Fakat içeri girince heyecanı bir balon gibi söndü. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde ona doğru koşan otuz gobline bakıyordu. -Cidden goblin mi? Sağ elini sırtında duran kılıcına doğru götürdü. Goblinlerden altısı üstüne doğru bıçaklarıyla zıpladılar. Carl sol elini ağzına götürüp esnerken sağ kılıcıyla paralel bir kesik attı. Hiç efor sarf etmeden altı goblini de ortadan ikiye ayırdığını gören kalan goblinler tedirgin bir şekilde geri adım attılar. -Ne o korktunuz mu? -“Earthquake” Goblinlerin hepsi yerçekiminin etkisinden kaybolmuş gibi havada süzülmeye başladılar. Carl bir suikastçi gibi kılıcını arkaya uzatıp çömeldi. Aniden yok oldu yok olmasıyla sadece goblinlerin arasında bir rüzgar gözüktü. Goblinlerin sonunda belirdi, kılıcını kınına takıyordu. Goblinler ya parçalara ayrılmışlar ya da kara alevler içinde yanıyorlardı. -Sıkıcı. Carl gülümseyip yürümeye devam etti. -Şimdi düşününce mazide sizden birini bile kesmek için götümden tek döküyordum. Carl acele etmeden, efor sarfetmeden önüne çıkan orkları, kurtları, slimeları, minotorları bunların hepsini kesmişti. Meraklı bir şekilde yürümeye devam ediyordu. Ter bile döktüğü söylenemezdi. -Garip… Bir zindanın bu kadar kolay olması hayra alamet değil. Boss odası yakındır ona rağmen henüz hiçbir şey çıkmadı ortaya. O sırada devasa, simsiyah, kemiklerle kaplanmış bir kapıyla karşılaştı. Yüzü iyice endişeli duruyordu. -Boss odasına geldim ve hiçbir anormallik yoktu… Rüyalarda hata olabilir mi acaba? Carl kapıyı iki eliyle ittirmeye başladı. Kapı yere sabitmiş gibi yavaş bir şekilde açıldı. Carl yüzünde kendinden emin bir gülümseme ile odaya girdi. - Naber buraların patronu? Oda içinde rahat bir şekilde birden fazla binayı alabilecek kadar büyüktü. Kapının tam karşısında büyük bir taht vardı. Tahtta ise tamamen siyah bir zırh kuşanmış asker gibi bir canavar oturuyordu. Sağ dirseğini tahtın kol kısmına koymuş, eli ile yumruk yapıp yaslanmış bir şekilde Carl’a bakıyordu. Carl korkmuyordu fakat canavarın aurası terlemesine yetiyordu. Tahtta doğru kılıçlarını çekerek yürüyordu. Canavar da o esnada ağır bir şekilde ayağa kalkmaya başladı. -Baya havalıymışsın he. Asker ayağa kalkmış Carl’ın bir şey demesini bekliyor gibi ona bakıyordu. Carl ise karşısında kılıçlarını çekmiş bir şekilde gülümsüyordu. -Eee silahın yok mu? -“Anlıyor mu acaba.” Asker resmen evet dercesine belinin solunda duran kınından katanasını çekti. -Katana he ama samuray gibi giyinmemişsin Bölüm Biter...