Bolum 36
Samuray, kılıcını kınına yanına doğru geriye bakacak şekilde gerdi, kendisi de kılıcının üstüne doğru kapandı. -“Geliyor!” Adeta ışınlanmış gibi samuray Carl’ın sağında belirdi. Kılıcını Carl’ın sağına doğru gezegen kesmek ister gibi salladı fakat Carl iki kılıcı ile kılıcın saldırısından kurtuldu. Buna rağmen Carl büyük bir darbe almış gibi duruyordu. -Ananı- Carl’ı adeta top gibi fırlattı ve Carl’ı fırlattığı gibide gittiği yöne doğru geçip, Saldırısını aşağıdan yukarıya yapacakmış gibi hazırlandı. Carl ise kılıçlarını toparlamaya çalışıyordu. Samuray yukarıya bakan kılıcını Carl geldiği vakit savurdu. Carl kılıçlarıyla x yaparak kılıcı durdurdu fakat nafile gözüküyordu. -“X defence!” Carl takla ata ata havaya doğru fırladı. Tepeye çarpmadan, sırtı yere bakarken biri siyah biri beyaz kanatları çıktı. Hızlıca arkasını döndü ve mızrak gibi ona doğru fırlamış olan samurayı gördü. Kılıcıyla saldırısını engelledi. Carl ile samuray havada çarpışmaya başladılar. O kadar hızlı kılıçlarını sallıyorlardı ki sadece kılıçların çarpıştığında çıkan ses ve parıltı gözüküyordu. -“Fazla güçlü değil mi lan?” Carl hızlı bir manevrayla kendini geri attı. Sağ kılıcını yukarıdan aşağıya indirdi ve simsiyah bir slash gönderdi. Samuray slashi sanki bir topmuş gibi sadece kılıcını savurarak yok etti. -Ciddi misin ulan sen? Samurayın sırtından bir çift karanlık kanat belirdi. Carl yüzündeki teri sildi, şaşırmıştı fakat gülümsemeye devam ediyordu. -Havada, karada he? -“Açtığı kanat, Hades’in kanadıyla çok benzer. İnsan mı yoksa?” İkisi de birbirlerinin üstüne atıldı. Havada sadece lazer gibi çarpışan iki silüet vardı. Her kılıçları çarpıştığında yıldız parıldamışçasına bir aydınlık çıkıyordu ortaya. -“Çok hızlı neredeyse yetişemeyeceğim!” Carl’ın dengesi kaybolur gibi oldu ve anlık olarak kılıcını biraz dengesiz savurdu. Bunu yaptığı anda karşısında duran samuray bir anda kayboldu. -“Siktir onu kaybettim!” Carl arkasında olduğunu hızlı bir şekilde kavradı ve acele ile kılıçlarını onu bloke etmek için savurdu. Fakat samuray tam arkasında değildi, biraz tepesindeydi ve kılıcı ile değil sağ bacağını kaldırmış bir şekilde duruyordu. -“Yukarıda mı!?” Tekmeyi bir gürz gibi indirdi. Öyle bir güçte vurmuştu ki Carl’ın sadece yere kadar giden silüetini ve yere çarpınca oluşan çukuru ve tozu görülebildi. Carl sanki bayılacak gibi oldu, göz bebeği yukarı doğru çıktı, ağzı ise kan kustu resmen. Samuray kanatlarını kapatmış Carl’a doğru bir ok gibi inmeye başlamıştı. Carl tam samuray kılıcını ona saplayacakken kendini sağ doğru attı kılıçlarını yere saplayarakta kendini durdurdu. Samuray ise kılıcını yere sapladı. Carl’ın üstü yırtıklar ve yara içindeydi. Hızlı hızlı nefes alıp veriyor, terlemekte olan yüzünü siliyor, ayakta durmaya çalışıyordu. -“Ölüm korkusu ile savaşçı hırsı olmasaydı tahtalı köyü boylamıştım.” Carl yere sapladığı kılıçlarını yukarı doğru yeri keserek çekti ve iki tane slash yolladı. Samuray soluna doğru gelen slashi kesip, sola kaçınarak beyaz slashden kaçtı. bunu yaparken Carl x şeklinde üstüne zıpladı. -“Razor dash vakti!” Carl arkasında belirdi ve sağ kılıcın doksan derece dönerek samuraya saplamak için savurarak döndü. Samurayda x şeklinde bir kılıç şekli çıkar. -Elimdesin! Carl doksan derece daha dönerek saldırısını tamamladı. Kılıç bir kağıt keser gibi samurayı ortadan ikiye ayırmıştı. Samurayın gövdesi karanlık alev ile kaplanmaya başladı. Carl nabzını kontrol altına almaya çalışıyordu. üstündeki yaralar ve yorgun ifade savaşın şiddetini anlatıyordu. Bir anda kendini korkmuş bir kedi gibi geri attı. -Saçmalama lan! Samurayın yanan bedeninden bir anda karanlık bir aura fışkırmaya başladı. Bu aura birleşerek devasa bir şeyin silüeti olmaya başladı. Aura tamamen şekil buldu, bulduğu şekil ise kapkaranlık devasa bir ejderha idi. Görünüşü insanı titretmeye yetecek kadar tehditkar ve korkutucuydu. Carl savaş pozisyonuna tekrardan geçti. Yüzü endişeli duruyordu. -“Ejderha mı? Samurayın kanat açması zaten garipti fakat bu resmen imkansız. Ejderhalar en tehlikeli zindanlarda bulunuyor. Böyle bir zindanda ne arıyor?” Ejderha, Carl’ı tanıyormuş gibi süzüyordu. -Ne oldu tanıdık mı geldim 🙂 -“Sadece bakıyor?” Ejderha ağzını şişirmeye başladı. -“Bir şey geliyor!” Kapkara, devasa bir alev püskürttü. Bu alevden koşarak kaçmaya çalışan Carl’ı tepesinde kovalıyordu. Carl olduğu yerden bir anda yok oldu, havadan ejderin üstüne doğru iki tane slash darbesi geldi. Bu iki darbenin hemen arkasında carl ejdere doğru tepeden iniyordu. Ejderha saldırmak için gerildi. Ejderja devasa pençesini savurarak iki slashi de su parçasıymış gibi yok etti. Carl ise saldırısından savruldu ve üstüne doğru gitmeye devam etti. Havadaki pençeye yaklaştı ve iki kılıcını da saplamış bir şekilde ejderhanın kollunu deşerek ejdere doğru uçtu. karanlık alev çıkmıyordu. Carl kılıçlarını ejderhanın tepesine uçarak saldırmak için kaldırdı fakat o esnada hemen yanından gelen ejderin kocaman kuyruğunu fark etti. Carl’a darbe öyle bir sağlam geldi ki havada Carl’ın sadece oluşturduğu rüzgar gözüktü ve Carl duvara yapıştı, yaralarından kan fışkırdı. Kılıçlarıyla kendini destekleyerek tekrar doğruldu ayakta durmakta zorlanıyordu. -“Kaçmama izin verecekmiş gibi durmuyor… Nasıl yencem bunu o zaman?” Yere sapladığı kılıçlarını çekti ve kanatlarını açtı. Ona doğru gelen alev parçasından kaçınmak için bir kartal gibi yükseldi. Fakat kaçınır kaçınmaz üstüne doğru gelen kuyrukla karşılaşıverdi ve kılıcını x şeklinde kuyruğa doğru kaldırdı. Kuyruk sanki sinek öldürür gibi Carl’ı yere yapıştırdı. Etraf toz içindeydi, pek bir şey görünmüyordu. Carl kendini kasmaktan bütün damarları gözükür hale gelmiş bir şekilde kuyruğu durdurmuştu. Kuyruk tam kalktığında daha kendini toparlayamadan ona gelen pençeyi fark eder. Fakat hamle yapamadan pençe resmen Carl’ı tost yapar gibi kapattı. Oldukları oda sanki deprem olmuş gibi titredi, toz kalktı. Devasa odayı bir ölüm sessizliği sardı. Bölüm Biter...