Bolum 38
Carl ile Erebus ormanın içinde yürürken birbirlerine göz ucuyla bakıp kafaları ile onay verdiler. Erebus yüzüğünü taktı, Carl ise sol kılıcını çekti. Yeşilin içinde derin bir sükunet vardı. Aniden arkalarındaki çalılığın içinden Carl’a doğru bir hançer geldi. Carl arkasını dönmeden hançere kılıcıyla vurdu. Yana doğru uçan hançerin üzerinde bir silüet belirdi, hançeri kapmasıyla birlikte Carl’a hançerini saplamak için kafasına doğru indirmeye başladı. Carl tekrardan istifini bozmadan basit bir savurmayla geri püskürttü. dengesi bozulan suikastçi hızla takla atarak geri çekildi ve savaş pozisyonuna geçti. bir elli boylarında, yüzü de boyu kadar minyon olan, yırtık eski püskü şeyler giyen bir kızdı. Erebus bu sessizliği bozdu. -Yardım lazım mı? -Bana bırak sen. Carl gardı inik bir şekilde kıza doğru yürümeye başladı. -Ne yaptığını bilmiyorum ama pes etsen iyi olur derim. Kız hırçın bir tavırla üstüne atıldı. -Hadi lan ordan! Çevikliğini kullanarak sürekli Carl’ın etrafında dönerek elindeki iki hançeriyle birlikte hiç durmadan saldırıyordu. Carl ikinci kılıcını çekmişti ve bütün saldırıları savuruyordu sadece. O kadar hızlanmışlardı ki Carl bile artık terlemeye başlamıştı. Kız durmak nedir bilmeksizin devam ediyordu. - “Vücudunun küçüklüğünü çok iyi kullanıyor. Neredeyse benden daha çevik.” Erebus izlemekten sıkılmış olacak ki bir kurt çağırdı. Kız tam saldırmak için tekrardan Carl’ın üzerine atıldığında kurt onu omzundan ısırıp on metre civarı kendisiyle uçurdu uçurdu. Kız acı içinde kıvranarak kurdu ittirmeye çalışıyordu fakat nafile kurt onu hiç bırakmaya niyetli değildi. Neredeyse omzu parçalanacaktı ki aniden Carl şiddetle kurdun üstüne atıldı ve tek bir darbeyle yok etti. Kız acı içinde kıvranarak ağlıyordu. Carl bütün bir şiddetiyle Erebus’a döndü. -Ne yaptığını sanıyorsun sen?! -İzlerken çok sıkıldım sadece. -Az kalsın kızı öldürüyordun aptal herif! -Ne yani o bizi öldürmeye çalışmıyor muydu? -Bir siktir git kendini becer şu köşede. Erebus hiç tepki vermeden kollarını birleştirdi. Carl ise üstündeki kıyafetten bir parça yırtıp kızın yanına yaklaştı. -Arkadaşımın kusuruna bakma. Yaranla bir ilgilenelim sonra konuşuruz. Kız acı içinde oturuyordu fakat Carl’a inanmadığından geri geri sürünmeye ve bağırmaya başladı. -Hassiktir ordan! Yapmak istediklerini ben diriyken yapmak istiyorsun değil mi şerefsiz? Bırak şerefimle öleyim en azından. Carl derin bir iç çekti. Kızı bacağından tutup yanına doğru çekti. Kız korkudan titremeye başlamıştı. -Emin ol senin küçük göğüslerine kalmadım. Kız bu beklenmedik lafın üzerinde dona kaldı. -Ha? Erebus kenardan gülmeye başladı. -Haha benden daha acımasızsın bence Carl. -Sen sus yavşak! -Tamam, tamam. Carl yavaşça kızın kolunu kaldırdı ve yırttığı parçayı omzundan sarmaya başladı. -Merak etme sana zarar verme gibi bir niyetim yok. olsaydı çoktan ölmüştün zaten bunun farkındasındır. -“Doğru söylüyor aslında hiç efor sarf etmiyordu benle savaşırken” -İsmini öğrenebilir miyim? Kız kafasını başka yöne çevirdi ve mırıldandı. -...İsabel. Carl gülümseyerek elini İsabel’in başının üstüne koydu. İsabel irkildi ve meraklı bir suratla Carl’a baktı. -Memnun oldum İsabel. Ben Carl, endişelenme sana zarar verme niyetim yok. -... -Bize neden saldırdın İsabel? Carl’ın eline sert bir şekilde vurdu. -Neden anlatacak mışım? Arkadaşının yaptığı gibi öldürsene direkt beni. -Ölümden korkmuyormuş gibi konuşuyorsun fakat az önce titriyordun. -Korkuyorsam ne olmuş? Carl ayağa kalktı ve arkasını döndü. -Neyse her türlü benimle geleceksin zaten. Burada başkası olsaydı öldürmüştün sonuçta. Kız yavaşça elini arkasına götürdü. -“Aptal, bir suikastçiye arkasını döndü. İzleyen Erebus dahada meraklanmıştı. -Bakalım ne yapacak. İsabel, Carl’ın sırtına saplamak için sağ elindeki hançerle hızla atıldı. Carl bileğinden yakaladığı gibi İsabel’i arkasındaki ağaca vurdu. Bileğini dahada sıktı ve İsabel’e doğru eğildi. İsabel’in gözleri şaşkınlık ve korku içinde büyümüştü. -Öldürmedim diye beni aptal yerine mi koyuyorsun he? İsabel sol eliyle vurmaya yeltendi fakat Carl bileğini hava kaptı ve sıkmaya başladı. İsabel acı içinde gözlerini kısmış titriyordu. -İllaki şiddet diyorsun yani. Yanda izleyen Erebus oldukça şaşırmış duruyordu. -Carl bey siz böyle şeyler yapabiliyor muydunuz? -Kapa çeneni! -Peki. İsabel’in gözleri doldu ve titrek bir sesle mırıldandı. -Başka çarem yok. Duraksayan Carl, İsabel’in bileklerini bıraktı. İsabel ağaçtan destek alarak ayakta duruyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. -Bilip bilmeden konuşuyorsun sadece. Ne yani beni öldürmeyip kahraman mı olacaksın? Sanki bana yardım edecek beni öldürmemen. -Doğru söylüyorsun hiçbir şey bilmiyorum. Emin ol derdim kahraman olmak da değil hatta benden kahraman falan olmaz. Ama sen bana izin vermediğin sürece sana karşı hiçbir şey yapamam. -Sanki onları yenebileceksin de hava atıyorsun. -Onlar? Erebus lafa girdi. -Carl sana bu veletle iyi eğlenceler benim gitmem lazım. -Nereye? -Birkaç iş için Ken Krallığına gideceğim. -Tamamdır yolun açık olsun. -Bol şans. Erebus gitmişti, artık İsabel ve Carl yalnızlardı. -Artık daha rahat mısın? -Neden daha rahat olacak mışım? -Benle konuşurken sürekli Erebus’u izliyordun. - “Haklı o adam aşırı korkutucuydu.” -... Carl yere oturdu. -Sen de otur. -Neden? -Hiç öyle canım sıkıldı. -... Neyse tamam. İsabel de oturdu. -Anlat. -Neyi? - “Onlar”ı -... Carl tekrardan iç çekti. -Ailen var mı? -Yok. -Nerede yaşıyorsun? -Hiçbir yerde. -Neden bize saldırdın? -... -Aç mısın? -Hayır. O esnada İsabel’in karnı guruldadı. Utançla ellerini karnının üstüne koydu. Carl çantasından ekmek ve kurutulmuş et çıkardı. -İster misin? -... Elindekileri uzattı. İsabel kısa bir süre sadece baktıktan sonra çekinerek elindekileri aldı ve üç gündür yemiyormuş gibi yemeye başladı. Carl sessizce izliyordu. Kısa bir sürede bitirdi. Gözünü kaçırdı ve mırıldanarak konuştu. -Teşekkürler… -Rica ederim, biraz daha ister misin? Kafasıyla onayladı. Carl tekrardan kurutulmuş et çıkarıp verdi. -Neden bana yardım ediyorsun? -Üzümü ye bağını sorma. İsabel hiçbir şey demeden kurutulmuş eti de yedi. -Özür dilerim. -Ne için. -Hem yaptıklarım, hem söylediklerim için. Carl gülümsedi. -Sorun değil. Sadece bana her şeyi anlatmanı istiyorum. İsabel şaşkınlıkla devam etti. -Gerçekten bu kadar mı? -Gerçekten bu kadar. -Başka hiçbir şey yapmayacak mısın bana? -Yapmayacağım. Kısa süreli bir sessizlik oluştu. Çekine çekine İsabel konuşmaya başladı. -Ben insanlara saldırmayı gerçekten arzulamıyorum. -Neden yapıyorsun peki? -Onlar yüzünden… -Onlar kim? İsabel titremeye başladı. Bunu fark eden Carl elini İsabel’in omzuna koydu. -Merak etme yanındayım anlat her şeyi. İsabel derin bir iç çekti. Kıyafetinin boyun kısmını aşağıya indirdi. Boynunda simsiyah bir tasma vardı. Bunu gören Carl dehşete düştü. -Bu ne? - “Onlar” yaptı bunu. Bu tasma büyü ile yapıldı. -“Gizli ünvanlı bir büyücü!” -Eğer yirmi dört saat içinde güncellenmezse takıldığı kişinin direkt kellesini uçuyoru. -Bunu nereden biliyorsun. -... İsabel’in gözleri doldu. Carl ifadesiz bir şekilde bekliyordu. -Bu tasmadan bana… Anneme ve babama da taktılar. Üçümüzü yirmi dört saat boyunca bir odaya hapsettiler. Tam süre dolmadan “o” adam gelip bana bir şey yaptı. Kısa bir süre sonra… Gözlerimin önünde… Daha fazla kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. -İkisi de öldüler! O şerefsizler ailemi öldürdüler! Carl, İsabel’i tutup kafasını kendi omzuna yasladı. Bir yandan kafasını okşayarak kısık bir sesle devam etti. -Anladım daha fazlasına şu an gerek yok. -Rahatladın mı? İşte bu benim kaderim: Onların kölesi olmak! İsabel yavaşça Carl’ın kolunu tuttu ve bırakması için kenara itti. -Bırak artık beni. -Bana hala güvenmiyorsun değil mi? -... Carl ayağa kalkıp sol kılıcını çekti. Kız gözlerini kapatıp başını öne doğru eğdi. -“Aslında sana güvenmiştim Carl...” Bölüm Biter…