Bolum 39
Carl, İsabel’in kafasını tuttu ve aşağı doğru iyice eğdi. -Sakın hareket etme. - “Olur herhalde.” -... İsabel hiçbir karşılık vermiyordu. Carl kılıcının tam ucunu tasmanın dibine kadar getirdi. - “Slash.” Beyaz bir ışık deldi geçti tasmayı. İkiye bölünen düştü ve beyazlar içinde yanmaya başladı. Carl geri çekildi ve kılıcını kınına geri koydu. -Oldu. “Hades’le savaşırken fark ettim. Beyaz siyahı kesebiliyor. Peki ejderin siyahı yok etmesi neydi?” İsabel gözlerini açtı. Panik içinde eliyle boynunu aradı. Hiçbir şey yoktu boynunda. Bunu fark eden İsabel sevinçten ağlamaya başladı, artık özgürdü. Arkasında gülümseyen Carl’a döndü. -Artık özgürsün İsabel. - “Benim için büyük bir istihbarat.” İsabel hiçbir şey demeden Carl’ın boynuna atlayıp sıkıca sarıldı. Carl eliyle kafasını okşamaya başladı. -Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler Carl! -Geçti, geçti. - “Geçti diyorum ama apaçık yalan. Daha çok şey yaşanacak gibi duruyor.” İsabel gözyaşları içinde sadece sıkıca Carl’a sarılmış teşekkür edip duruyordu. Belli bir süre sonra sessizlik oluştu. İsabel uyumuştu. -“Krallığa kadar taşıyayım en iyisi.” — Öğleyi geçmişti vakit, Carl krallığa varmış hatta taht odasına kadar gelmişti. Kapıyı çaldı “Buyur” sesini duyunca içeri girdi. Kaviel, Carl’ı görünce ayağa kalktı ve ona doğru yürümeye başladı. -Hoş geldin Carl. Nasıl geçti araştı- Kaviel, Carl’ın sırtında uyuyan İsabel’i görünce duraksadı. -O kim Carl? -Uzun hikaye Kaviel-san şimdilik bir oda ayarlama şansınız var mı? Kaviel içerde duran korumaya kafasıyla onay verdi. -Korumayı takip et. -Teşekkürler Kaviel-san. Koruma, Carl’a odaya kadar eşlik etti varınca izin isteyip gitti. Carl içeri girdi, İsabel’i yavaşça yatağa yatırdı ve üstünü örttü. -Luna’yı görsem iyi olacak. — Luna sohbet ettikleri çardakta oturmuş çay içiyordu. Oldukça endişeli gözüküyordu. -Hala hiç haber yok… Başına bir şey mi geldi acaba? O esnada arkasından gelen bir ses duydu. Carl’ın sesiydi bu. Anında tanıyıp sevinçle arkasını döndü. -Nasılsınız prenses hanım. Carl, Luna’nın yanına kadar geldi. Luna kollarını birleştirip kafasını sola doğru çevirdi. Carl başta şaşırdı sonrasında kendi kendine sırıttı. -Özür dilerim prenses hanım. -Ne için? -Sana söz vermeme rağmen gece gelemediğim için. -... Luna, Carl’a dönüp kollarını ona doğru uzattı. Carl gülümseyip kollarını yana açtı. Yavaşça Luna Carl’a sarıldı ve gülümsedi. -Ama çok hızlı affettim ben seni. -Hehe o da senin sorunun artık. -Mızıkçı. O esnada korumalardan biri geldi. -Efendim! Hanımefendi uyandı, hiç kimsenin odaya girmesine izin vermiyor. -Tamamdır geliyorum. Luna merakla Carl’ın kolunu tuttu. -Hanımefendi? -Sen de gel uzun hikaye yolda anlatırım. - “Şu çocuğun etrafındaki kız sayısı gittikçe artıyor.” — Carl kapıyı tıklattı. -Gelmeyin dedim size! -Benim İsabel. Sessizlik oluştu. -Gelebilirsin. Carl içeri girdi Luna kapının oradan izliyordu. İsabel Carl’ı görür görmez onun yanına koşup sarıldı. Aralarındaki boy farkı bu sarılmayı oldukça gülünç kılıyordu fakat Luna oldukça ifadesiz duruyordu. -“Tanrıya şükür küçük bir kız çocuğu.” -Carl abi beni bıraktın sandım! -Hiç bırakır mıyım seni? - “Almam gereken çok bilgi var daha.” İsabel, Luna’yı fark edince Carl’ın arkasına doğru saklandı. -O kim abi? Luna pasif agresif bir tavırla lafa girdi. -Carl’ın SEVGİLİSİ Luna memnun oldum İsabel. -İsabel oturup biraz konuşsak olur mu? -Olur ama… o da mı katılacak? - “Bak hala “o” diyor kafayı yiyeceğim.” -Endişelenme İsabel o da benim gibi güvenebilirsin. -Sen öyle diyorsan abi. - “Küçük bir kız, sadece küçük bir kız sakin ol kendim.” İsabel ile Carl yatağa oturdular Luna ise karşılarına çektikleri sandalyeye. İsabel Carl’ın koluna sarılmıştı. -Abi bu kız senin için fazla küçük değil mi? - “Ya sabır, ya sabır!” -İsabel kaç yaşındasın ki Luna’ya laf atıyorsun? -Sence ben kaç yaşındayım İsabel? İsabel ifadesiz bir tavırla Luna’yı süzdü. -On beş falandır herhalde. Luna sert bir şekilde çıkıştı. Carl sessizce izliyordu. -Sen kaç yaşındasın peki o zaman küçük hanım? İsabel gülümsedi. -On yedi yaşındayım. Luna da Carl da donakalmışlardı. Ardından Luna Carl’ı tuttuğu gibi yanına çekti. -Abimi niye çekiyorsun? -Hadi ordan! -Luna sakin ol anlattıklarımı unuttun mu? Luna duraksadı. -Ama fazla yakındınız. -Luna o niyetle yapmadığını sen de çok iyi biliyorsun. -Doğru… Carl gülümseyerek tekrardan yanına oturdu. -Sence ben kaç yaşındayım? -Hmm… Yirmi beş falan herhalde abi. Luna yanda gülmeye başladı. İsabel şaşkın şaşkın bakıyordu. -Ben de on beş yaşındayım. Dondu. Evet bildiğiniz, İsabel dondu. Öylece bakıyordu. Sonra gülümseyip tekrardan sarıldı koluna. Luna kenardan yumruğunu sıktı. -Yine de abi diyebilir miyim sana? Şaşıran Carl gülümsedi. -İstediğini diyebilirsin İsabel. -“Abi demesi Luna açısından daha iyi en azından.” -Tamamdır abi! Sonra gülümseyerek Luna’ya döndü. -Sana da abla diyebilir miyim? Luna hiç beklemediği bir geri dönüş almıştı. Biraz pişman bile hissetmişti hatta. -Diyebilirsin. Carl’ı bırakıp Luna’ın üstüne atladı. -Tamamdır abla! -“Çok tatlı biri aslında.” -Carl’a sarılmana gerek kalmadı o zaman. Kafasını Carl’a çevirdi, Luna’nın kucağından indi ve Carl’ın kucağına oturup sarıldı. Carl hala ifadesizdi. -Abimin yeri başka. - “Sıçtık.” - “Lafımı geri alıyorum. Şirret kız.” Carl’ lafa girdi. -Artık önemli bir konuya geçebilir miyiz? -Tabii abi. - “Bu da oldukça önemli Carl!” -Bu sebepten İsabel yanıma oturabilir misin? -Pekii Hızlıca yanına geçti. -Abi… Açıkçası bilgim oldukça kısıtlı bir kez onların merkezini, ki o da galiba gördüm. O günü biliyorsun zaten. Her yerde deney tüpleri ve yazı dolu kağıtlar vardı. Çok iyi hatırlıyorum o tüplerde canlı hareket eden siyah bir şeyler vardı. Daha da beteri… İsabel kusacakmış gibi oldu ve eliyle ağzını tuttu. Luna atılıp yanına geldi ve diğer elini tuttu. -Çok zorlama kendini. İsabel, Carl’a bakıp gülümsedi. Carl da ona karşı gülümsedi. -Hayır, devam edeceğim. “Ümitsizliğin pençesinden kurtulmayı başardın İsabel.” Carl ayağa kalktı ve camın yanına doğru yaslandı. -Abi? -Biraz ablanla birlikte dur. -Tamam. Luna gülümsedi. - “Rahatsız olduğumun farkında.” Tiksinti içinde anlatmaya devam etti. -Bir sürü insan cesedi vardı. Daha da iğrenci… Hepsinin iç organları belirgindi… dahası… Luna, İsabel’in başını göğsüne yasladı. -Yeter artık. -Tamam. İşte öyle bir yerdi. Benden istedikleri şey ise: Onlara deney fareleri getirmemdi. Özellikle diri. Carl öfkesini tutamayıp duvara yumruk attı. -Orosbu çocukları! Luna’da bir o kadar öfkeliydi. -Şerefsizler! Carl kendini toparladı. -İsabel hiç ipucu var mı başka? İsabel düşünceli bir şekilde devam etti. - Her zaman Orion Betelgeuse’un krallığının yakınlarındaki ormanda kurbanları teslim ediyordum. Carl’ın gözleri büyüdü sanki oltasına balık yakalamaştı. -Harikasın İsabel! Gerçekten çok iyisin! -Abime yardım etmek için her şeyi yaparım. Carl karşılarındaki sandalyeye oturdu. -Başka olağandışı bir şey var mı? -Gizli ünvan diye garip bir şey var bende. Ölüm sessizliği oluştu. Luna ve Carl dehşet içinde ona bakıyorlardı. İsabel ne dediğinin pek farkında değildi. -Ne oldu niye bir şey demiyorsunuz? - “Carl’dakiyle aynı şey!” - “Bu da ne demek oluyor şimdi?” -Şu an kaç tane gizli ünvanın var? -Dört tane; öfke, öldürme arzusu, ölüm korkusu, çaresizlik. Carl daha da şaşırdı. -Nasıl etkileri var bunların? -Hepsi çevikliğimi, hızımı ve dayanıklılığımı arttırmak içindi. -“Bazıları aynı ünvan fakat farklı şeyler veriyorlar. Kişiden kişiye değişiyor demek ki.” -Gerçekten harikasın İsabel. seninle gurur duyuyorum! Bu lafının üstüne Luna’nın biraz modu düştü fakat hiç konuşmadı. İsabel ise Carl’ın üstüne atladı. -Asıl sen harikasın abi! Bölüm Biter...