Bolum 40

Ap: Gizli ünvan açıldı: “Merhametli” Açıklama:Sol kılıcının temas ettiği şeyler beyaz bir alevle iyileşmeye başlar. Bir şeyi keserse kestiği yer iyileştirilemez . Gizli ünvan açıldı: “İdol” Açıklama: Etrafında bulunan insan sayısına oranla dayanıklılığın artar. (İnsan başına %5 artış) Carl balkonda durmuş Ay’ı izliyordu. Kendisini gecenin aydınlığına bırakmış, düşüncelerinin içinde yüzüyordu. -“İsabel’in verdiği bilgiler aşırı iyi oldu. Üstüne üstlük şu yeni ünvanlar da çok güçlü.” Yavaş adımlarla Luna, Carl’ın yanına geldi ve Ay’a bakan yüzüne doğru bakmaya başladı. Carl kafasını çevirmeden göz ucuyla Luna’ya baktı. Esen serin rüzgar ikisinin de saçını dalgalandırıyordu. -Daldın gittin Carl. -Öyle oldu biraz. Luna konuşmak istiyor gibiydi fakat Carl için aynısı söylenemezdi. -“Niye konuşmak istemiyor ki?” Carl, Luna’ya döndü. -Ne bir yer vardı görülecek. Ne bir ses vardı işitilecek. Yoktu kaybolmak dışında bir çare. Yutmuştu karanlık, ümidi. Derken sen çıkageldin. Yeryüzünü aydınlatıverdin. Çare oluverdin. Bir yıldızın yansımasıydın. Dudağına ufak bir öpücük kondurdu ve geri çekilip gülümsedi. -Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi? Luna, Carl’a sarıldı. gülümsüyordu. -Ben de seni seviyorum Carl. -“Endişem boşuna.” Luna geri çekildi. -Peki şiir nereden çıktı. Carl elini boynuna götürdü. -Beğendin mi? Böyle şeylerde iyi değilimdir. Luna tekrardan gülümsedi. -Bayıldım! — Carl krallığın koridorunda bir başına yürüyordu. -Hedef belirlendi, gidip bilgi toplama vakti. Koridorun sonundan sola döndü derken maskeli birisiyle çarpıştı. Maske çarpmanın etkisiyle yere düştü. Çarptığı kişi kendisinden beş santim falan uzun, siyah saçlı, siyah gözlü, siyah giyinen karizmatik görünüşlü bir adamdı. Alnında yuvarlak bir sembol vardı. Adamın umursamaz gözleri dehşetle açılmıştı. Carl hiçbir tepki vermeden konuşmaya başladı. -Dikkatsizliğimi maruz görün. -... “Sembolü gördü ama tepki vermiyor. Bilmiyor mu acaba? Ayrıca kim bu adam ilk kez görüyorum.” -Efendim bir şey mi oldu? Adam Carl’ı belirli bir süre sadece Carl’ı süzdü. Çekingen bir tavırla lafa girdi. -Kimsin sen? Sesi durgun bir su gibiydi. Carl elini uzattı. -İsmim Carl Yangin. Sizin isminiz? Adam karşılık vermedi. Carl havada kalan elini göğsüne götürüp selam verdi ve eğilip yerden maskeye alıp uzattı. Adam yavaşça maskeyi aldı. -Sembolden ötürü mü konuşmuyorsunuz? -Demek biliyorsun. -Bilmemek imkansız. -“Kelimenin tam manasıyla batırdım.” -Bir şey demeyecek misin? - Ne dememi istiyorsun? -“Bunu gören Reiji-san dışında herkes benimle dalga geçmişti.” Carl gülümsedi. -Geçmişte bir köle olmak insanı aşağı kılmaz. Şaşkınlıktan adamın gözleri büyüdü. Sonra sessizce güldü. -Haha Reiji-san gibi konuştun aynı. -Reiji-sensei tanıyor musun? -Sensei derken? Sessizlik oluştu. Adam elini uzattı. -İsmim Sun Satürn. Reiji-san’ın eski bir silah arkadaşıyım diyelim. Carl Sun’un elini sıktı. -Bölük komutanısın yani. -Doğrudur. -Memnun oldum. -Ben de öyle Carl. -“Bir dakika şimdi düşündümde bu kişi… Evet minotor olayındaki kişi değil mi?” Sun maskesini takıp Carl’a yaklaştı. -Seninle uzun uzun sohbet etmek isterim Carl. -Zevkle Sun. -Şimdi nereye gidiyorsun? -Kralın yanına. -Eşlik edeyim hem az konuşuruz. — Taht odasına yaklaşmışlardı. -On beş yaşında bir çocuk… İnanılmaz. -Yirmi beş yaşında bölük komutanı olmak da oldukça hayret verici bence. -Neyse şimdi işlerimizi halledelim. Kapıyı çalıp içeri girdiler. -Biz geldik Kaviel-san -“-San mı!?” -Hoş geldiniz. İkinizi yan yana görmek ne kadar şaşırtıcı. -Hoşbulduk Kaviel-sama. İkisi de içeri girdi. -Carl olanları Luna anlattı ne yapmayı düşünüyorsun? -Betelgeuse Krallığına gideceğim. Sun’un göz bebekleri büyüdü. -Betelgeuse krallığı nereden çıktı? Kaviel ciddi bir tonla devam ettirdi. -Tek mi gitmeyi planlıyorsun? -Evet. Sun lafa girdi. -Kesinlikle olmaz! Kaviel sakalını sıvazladı. -İkiniz gidin. İkisi de şaşırmıştı. -Neden Kaviel-san? -Sun oralara oldukça hakimdir. -Kaviel-sama bu konu nereden çıktı acaba? -Carl sana anlatır. Carl dahada ciddileşti. -Kaviel-san emin misiniz? -Sun, Reiji kadar güvendiğim bir askerimdir Carl endişeye lüzum yok. -Anlaşıldı Kaviel-san. Ne olduğu konusunda en ufak fikri olmayan Sun öylece duruyordu. -“Bu çocuğun olayı ne?” İkili izin isteyip odadan ayrıldılar. -Carl? -Uzun hikaye anlatırım. O esnada karşı tarafta Luna belirdi. -Carl ne yapmaya karar verdiniz? Yanlarına kadar gelince Sun dikkatini çekti. -Hoş geldin Sun, görüşmeyeli nasılsın? Sun öne doğru eğildi. -Sağ olsun Luna-sama. -İsabel’le konuştun mu Luna? -“Luna mı?” -Konuştum Carl şu an uyuyor. Luna endişeli bir tavırla devam etti. -Yine mi gidiyorsun? -Betelgeuse Krallığına bu sefer. -Gerçekten mi? Luna derin bir iç çekti ve başını öne doğru eğdi. -“Korkutuyorsun beni Carl.” Carl, Luna’nın başını okşamaya başladı. Sun artık hiçbir halt anlamıyordu. -“Carl ne yapıyorsun?” Luna, Carl’a sıkıca sarıldı elleri titriyordu. -Lütfen kendine dikkat et. -Merak etme Luna. -“Yok ebesinin şeyi ama artık.” Luna, Sun’ı hatırlayınca geri çekildi. Carl gülümsedi. -Hem bu sefer yanımda Sun da var. -Sun mu? -Ben mi? Luna ve Carl ifadesiz bir suratla Sun’a döndüler. -Ah pardon. Doğru söylüyor Luna-sama beraber gideceğiz. -“Carl bana bol bol açıklama yapacaksın.” -Yarın gideceksiniz değil mi? -Evet Luna. Luna, Carl’ın kolunu yavaşça çekip göz kırptı. -Haydi çok bekletme beni. Sun tutamadı kendini. -Yok ebe- Öhöm! - “Siktir sesli söyledim. Derin bir sessizlik oluştu. -“Sun’u tekrardan unuttum.” — Krallığın kapısının önündeydi Carl ve Sun. Yanlarında bir kervan arabası vardı. -Mesafe uzun araç kullanmak en iyisi olur Carl. -Tamamdır. İkili arabanın arkasına bindi. Sun’un yüzünde maskesi takılıydı. Siyah desensiz bir maskeydi. -Betelgeuse Krallığına. Sürücü tarafında oturan yaşlı, şişman adam. Kafasını çevirdi. -Pek gidilmek istenen bir yer değildir. Ayrıca mesafe de uzundur emin misiniz? Sun kollarını birleştirip sırtını yasladı. -Parası neyse öderiz sen sür. Carl gülümsedi. -Arkadaşımın kusuruna bakmayın bir asabidir. -Sorun değil ne müşteriler oluyor. Araba yola çıktı. -Carl bana her şeyi anlatmanı istiyorum. Zaten yol uzun. -Nereden başlasam ki… — Sun gözlerini kapatmış arkasına yaslanmış duruyordu. Maskeyi çıkarmamakta ısararcıydı. -Demek öyle… Seni krallıkta gözümle görmeseydim hiçbir şeye inanmazdım herhalde. Carl zemine uzandı. -Eh öyle işte durum. Sıra sende o zaman. Betelgeuse krallığı ile bağlantın ne? Sun gözlerini açıp belli bir süre Carl’a baktıktan sonra derin bir iç çekti. -Memleketim orası. -Nasıl bir yer. -Dışardan bakınca çok güzel olan bu krallığın içi çürümüş bir vaziyette. Kölelik, kaçakçılık gibi illegal bütün şeylerin döndüğü ve devletin bunları hiç umursamadığı bir şehir. Adaletten yoksun, özgürlüğün olmadığı hatta yaşama garantinin bile olmadığı bir krallık. Kral Orion tahta çıkmadan önce hiç böyle değildi bu krallık. Carl ifadesiz bir suratla sadece arabanın tavanına bakıyordu. -“İnsan deneyleri yapmak için biçilmiş kaftan yani.” -Carl kalk, geldik. Carl uzandığı yerden doğruldu ve araçtan dışarıya doğru baktı. Ötede krallığın girişi gözüküyordu. -Geldik demek he… Arabadan indiler ve girişe doğru yürümeye başladılar. -Sun senin türün neydi bu arada? -Büyücü ama biraz karışık durum. -Nasıl yani? -Anlarsın. Sıraya girdiler. Sırada köle sembolü olan tonlarca insan vardı. Sıkıntı yaşamadan giriş yaptılar. Meydana kadar yürüdüler. İnsanların hepsi şık giyimliydi. Sokaklar tertemiz, evlerin mimarileri düzgündü. En çok dikkat çeken şey ise şehrin içinden geçen su kanallarıydı. Sandal burada bir ulaşım aracıydı. Carl şaşkın bir şekilde etrafı inceliyordu bir yandan. -Şehrin içinde su kanalı… İlginç. -Sular şehrine hoş geldin Carl. -Yemek mi yesek ilk önce? -Tamam. — Sıradan bir restoranda oturmuşlardı. Carl’ın önünde kırmızı et, Sun’un önünde sebzeli bir makarna vardı. Carl yemeğinden bir lokma aldı. Sun maskenin altından yiyordu. -Et yemiyor musun? -Sadece etle beslenilmez. -Tamam anne. İkisinin ses tonu düştü ve ifadesiz bir şekilde devam ettiler. -Burada misafirler pek iyi karşılanmıyor herhalde Sun? -Biraz öyle. Üstüne hiçbir şey konuşmadan yemeklerini yiyip çıktılar. Başta yavaş bir şekilde yürürken bir anda hızlanıp ara sokağa girdiler. Arkalarından birkaç silüet onları takip ediyordu. Carl gülümsedi. -Dakika bir, gol bir. -Eh normal burada her yabancı birer köle adayıdır. -Amma uğraştırıcıymış. Karanlık, sessiz bir sokakta durdular. Durmalarıyla birlikte etraflarını on tane kapüşonlu adam sardı. Elini kulağına getirdi, iğne gibi bir şey çıkardı kulağının arkasından. Bu iğne iki metre boyunda bir asaya dönüştü. -Hani türümü sormuştun sen. -Evet? -Göstereyim bari. -Buyur. İzliyorum. - “Bir büyücü için fazla ilginç değil mi bu asa?” On kişinin onu da suikastçiydi, hançerlerini çektiler. Sun’un arkasından biri üstüne atladı atlamasıyla öte yana uçması bir oldu. Sun sopa ile tam gelişine kafasına doğru vurmuş onu uçurmuştu. İç çekti. -Ahh hızlı bitsin bu iş. Olduğu yerden çok ileri olmayacak şekilde iler atladı ve asayı tepeye kaldırdı karşısındaki suikastçi ile aralarında beş metreden fazla vardı. Aşağı doğru savurmaya başladı ve iki metrelik sopa bir anda upuzun bir sopaya evrildi ve karşısındakini devredışı bıraktı. Carl kollarını birleştirmiş duvarın oradan izliyordu. “Büyü kullanarak asayı evriltiyor. Aşırı derecede ilginç, büyü kullanabilen bir dövüşçü gibi.” Suikastçiler üstüne atladı. Sun asayı bir buçuk metre olacak kadar kısaltıp sanki sırıkmış gibi kendini havaya doğru uçurdu. Suikastçiler birbirlerine tosladılar. Fırsattan istifade havada duran Sun, asasını aşağı doğru dik bir şekilde tekmeledi. Aşağı tam çarpmadan önce asa devasa bir asaya evrildi. Sekizi birden böcek gibi ezildiler. Asa tekrar normal boyuta evrildi. Yere inen Sun ayağının biriyle, yere yakın olan kısmının altına gelecek şekilde diğeriyle yerden uzak olan kısmının üstüne olacak şekilde bastı. Bu şekilde asanın üzerinde durdu. Sonra zıpladı asa havaya doğru uçup dönmeye başladı. Yere değdiği anda asayı eline alıp tekrardan iğne boyutuna getirdi ve kulağının arkasına koydu. Carl alkışlamaya başladı. -Gerçekten müthiş bir dövüş sanatı. Büyücü güçlerini bu şekilde kullanmayı kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. -Ben de getiremezdim. Reiji-san’ın tavsiyesiydi bu. “Yinede sekiz kişiyi böcek gibi ezmek acımasızcaydı sanki. Neyse en azından ilk vurduğu yaşıyor.” Carl Yaşayan adamı sırtına aldı. -Birini bırakman beni nasıl sevindirdi anlatamam. -Rica ederim. Bölüm Biter…